hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2014 Perşembe

Bir garip gece..

Biz dün gece ilk defa İpekle yalnızdık evde. Babamız şehir dışında, Nazlımız da iki gün okul olmayınca babannesine gitti.  Yazdan tecrübemiz var aslında, bizim kızlar pek ayrı kalamıyorlar, İpek evde, Nazlı gittiği yerde birbirlerini düşürmüyorlar dillerinden.

Dün de eve geldiğimizde bir kriz yaşamayalım, İpek ablam nerede diye tutturmasın diye (açıkçası maalesef İpekin tutturabileceği ve uzuuuuunnnca ağlayabileceği durumların hiiç oluşmamasını sağlamaya çalışıyorum.Aslında yanlış farkındayım ama, öyle ciddi ciddi ağlıyor ki, sinirleniyorum valla elde değil) okuldan sonra biraz eczanede oyalandık, sonra da yakınlarda bir arkadaşımıza gittik, eve 9 civarı geldik. Ablan nerdeymiş falan konuştuk ama çok sorun olmadı uyuduk.

Gece saat  02.40. 'ablan* gelsiiiinnnn, ablan gelsiiiinn' . Tam bir saat. Uyumıcaam, ablan gelsin, ayakta duralım, kucağına al, masal anlat, saçımı okşa.. Dolaştık bir süre, kucağımda, Sonra 'İpekcim çok yoruldum dinlenmem lazım, ben oturayım, sen yine kucağımda ayakta kal dedim, ikna oldu biraz. Ama bu arada durup durup başlıyor ağlamaya. Bu arada ben kararlar veriyorum, bir daha kimse bir yere gitmeyecek, ne gerek var değişikliğe, oturalım hep beraber evimizde paşa paşa diye, kafamda deli saçması dünya kadar şey oluşup,yok oluyor - sonuçta annelik biraz paranoyaklık- şimdi bu böyle ağlıyor ya, bizim kıza bir şey oldu da bu yavruya malum mu oldu, böyle daha dillendirmek istemediğim anlamsız senaryolar.. (Sabah büyük yavrunun sesini duyana kadar da içimde bir yerlerde bir ağırlık taşıdım, o 'anneciiim günaydın'la da hafifledim kuş gibi.)  En son öyle sızmışız kucak kucağa.. Sabah oldu. Sevindim. Bir hara güre uyandık çıktık evden,sonrası rutin hayat.


* n ve m harflerini sahiplik eki olarak tam ters kullanıyor bizim ufaklık:)

5 Eylül 2014 Cuma

Empati ve Çocuklarda vicdan gelişimi


Benim kız pek bir hassas, duyarlı falan ama sanki biraz vicdanı az gibi diyordum ki,  çocuklarda vicdan 5 yaşından itibaren gelişmeye başlıyormuş, öğrenmiş oldum. Bu genlerle ilgili bir durum değilmiş, geliştirilebilirmiş.

Yapılacak şeyler de aslında hepimizin normal hayatta yaptığı, yapmaya çalıştığı basit şeyler.
Bu 6 yaş döneminde aynı zamanda çocuklar empati yapabilmeye de başlıyorlar. Zaten vicdani duygular da empati yeteneği ile gelişiyor.. Rutin aile, okul,sosyal hayatlarının içinde bir şekilde öğrenecekler tabi ki. Belki çok klasik ama bu yaşadığımız şartlarda vicdan gelişimini daha bir önemsiyorum..  Onun için de rutinimizden fazlasını yapmaya çalışıyoruz bir süredir.

          Daha fazla paylaşmaya çalışıyoruz mesela. Eşyalarımızı, yiyeceklerimizi, oyuncaklarımızı.. Başka insanlarla ve de hayvanlarla.. Kek yapıyoruz bu bize çok sanki, tüketemeyebiliriz diyoruz, komşularımıza götürüyoruz.. Ekmekleri ufalayıp poşetliyoruz, kuşlara götürüyoruz. Oyuncağı ve kıyafet paylaşımını henüz düşünüyoruz aslında. Çünkü kıyafetlerimiz küçülünce İpek'in olacakmış, oyuncaklarımızın da hepsiyle oynuyormuşuz.
          'Sen olsaydın' larımızı çok artırdık. Ben zaten İpek'le olan ilişkimizde çok sık kullanıyordum, şimdi başka insanları, hayvanları ve hatta kendimi de ekledim. Bol bol 'sen olsaydın ne hissederdin' diyorum Nazlı'ya.
            Doğaya ve doğada var olan her şeye karşı duyarlı olmaya hep çalışıyorduk kendimizce, şimdi Nazlı İpek'e de öğretmeye başladı.. Bahçede dakikalarca karınca falan izliyorlar, onlara toz şeker veriyorlar, evlerine götürmeleri için. Balkonda kuşlara su koyuyorlar, bulgur döküyorlar avuç avuç:)
           Sonra geri dönüşüme de daha fazla önem vermeye çalışıyoruz ( kreşe giderken okulumuz sayesinde farkındalığı daha fazlaydı bu konuda) .Evdeki eczanedeki pilleri topluyoruz, şişeleri, kağıtları ayırıyoruz, birlikte atıyoruz.
           Etkinlik yaparken, kağıt kesip biçerken, eczanede kullan-at bardaklardan kullanırken hep ağaçları düşünüyoruz..




Kendimizden başka varlıkları düşünebilmekle beşlıyor aslında bir çok şey. Bu dünyanın sadece bizim için değil bütün canlılar için döndüğünü  farkettirmek gerekiyor çocuklara. Ben bu son yıllarda yaşanılan bir çok olumsuzluğu, bu anlamsız kin, nefret, taraf olma hallerini, aynı olumsuzluğa bir tarafta olunca üzülünüp, bir tarafta olunca kayıtsız kalınabilme olayını, bu 'kimseyi sallamam,ben kendi hayatıma bakarım' umursamazlığını, bu doğaya ve canlılarına olan duyarsızlığı, çocuk istismarını, kadına olan şiddeti hep kazandırılmamış empati yeteneğine bağlıyorum.
Geçen göl kenarında kurbağa hedef alıp vurmaya çalışan bir arkadaşıma 'ileride uzaylılar gelip sana kendi dünyanda taş atmaya çalışıp,eğlenecekler' dedim. Sanırım komik buldu. Belki olmayacak şey, ama hiç komik değil bence. O göl kurbağaların.
Çocukken öğreniliyor bir çok şey. Çok büyük sorumluluklarımız var. Çocuklarımın sadece kendilerini mutlu eden, bencillikleriyle gurur duyan, vefası vicdanı eksik yetişkinler olmaması için ben elimden ne geliyorsa yapmaya çalışıyorum. Başka yol bilen varsa söylesin. Gerisi de onlara kalmış. Umarım yıllar sonra da okurlar, 'öğrenmişiz di mi anne, fena değiliz yani' derler :)

4 Temmuz 2014 Cuma

Teyze Oluyoruuuummm...

Bu yazı pek sevgili kız kardeşimin 'aramızda kalsın' talebiyle bugünlere kalmıştır. O ilk duyduğum anki heyecan, mutluluk ve de sulu sulu gözlerimle yazsaydım kesin daha farklı bir yazı olurdu.

Resim taaaaaa yıllar öncesinden.. En sevdiklerimden.. Söz konusu Bedoşsa dedim, bu resmi koymalıyım :)



Haberi anneler gününde henüz mercimek kadar bile olmayan ufaklığın ağzından yazılan bir mektupla öğrendik. Ufaklık hiç üşenmemiş, ananne ve dedesine, dayısına ve de teyzesine ayrı ayrı mektuplar yazmış ben geliyorum diye. Olayı anlayıp kavramam biraz vakit aldı itiraf edeyim. İsimsiz bir mektup alıyorsunuz, 'Teyzecim'le başlayan, nasıl yani diyerek başladım okumaya, sonra mutluluğum cidden gözyaşlarına dönüştü. Bu kadar farklı şeyler hissedeceğimi düşünmemiştim açıkçası hiç. 'E hadi artık, ne zaman, ne zaman ' nidalarım çok uzun zamandır vardı tabi ki. Ama istekler gerçeğe dönüşünce gerçekten bütün aile pek bir mutlu olduk.

Yakın olsak her şey cok daha kolay ve güzel olacaktı kesin, ama böyle de tadını cıkarmaya calısıyorum teyzelik heyecanımın. Olabildiğince destek olmaya calışıyorum tabi ki çok engin bilgi ve tecrübelerimle ama sevgili kardeşime göre ben çok daha rahat, relax bir insan olduğum için ne kadar yeterli oluyorum bilinmez. Kendisi şu an 'Yaptığım makyajın %75inin emildiğini düşünürsek.... tarzı cümlelerle meşgul. Umuyorum biraz daha rahatlayacak ve biz yılbaşı gecesi!! sağlıkla, sevgiyle, aşkla kucağımıza alacağız bebişi. Evet verilen tarih 31 Aralık, aynen Nazlı kuzusunu beklediğimiz tarih gibi :) Bakalım ne zaman gelecek, Nazlı gibi acele mi edecek ve bakalım kız mı gelecek erkek mi?

Dileğim tabi ki önce sağlıkla gelmesi, sonra şimdilik zor gibi görünse de yavruların birarada büyüyebilmesi, çoook yakın arkadaş olabilmeleri, benim teyzesinin kuzusunu sevmek için kilometrelerce yol gitmeme gerek olmaması falan falan... Biz dileyelim bakalım, hayırlısı...


3 Temmuz 2014 Perşembe

Önce Sağlık

İnsan sürekli birşeyler öğreniyor ya hayatta, ya da bildiklerini hatırlatıyor ya hayat, bir çok şeye boşuna daralıp bunaldığımı , kendime boşuna gereksiz stres kaynakları ürettiğimi biliyorum aslında. Ama insanım işte yapıyorum. En önemli şey ne ? Tabii ki sağlık.

Geçtiğimiz hafta hatırladığım en eski arkadaşımı ziyarete gittim. Hastaneye. Şu an iyi çok şükür. İnşallah daha iyi de olacak. Yıllar var uğraşıyor bir illetle, alt ediyor gene geliyor döngüsü. Bu sefer son oldu inşallah, artık çok iyi olacak. Çok da iyi gördüm kendisini. Hasta ziyareti kısa olur normalde ama biz saatlerce oturduk, sıkılıyorum zaten dedi, bana da gün doğdu, geçmişi andık bol bol, çocukluğumuzu konuştuk, yakın geçmişimizi, sonra tatil planlarımızı..

İşte böyle içimde sebepli bir sevinç.. Sağlıklı, mutlu, bol hayalli, bol şükürlü insanlar olabilmemiz dileğiyle :)





16 Haziran 2014 Pazartesi

Leyleği Havada Görmek

Ne güzel bir deyimdir değil mi?  Ben her baharda gözüm havalarda gezerim, bir leylek göreyim uçarken de bol bol gezeyim bu sene diye.. Gezmek arzusu genlerimde var. Kesin. Ev hayatımı da severim pek tabii ama yine de gözüm de gönlüm de hep dışarılardadır (Bu kadar da evcimen bir kocayı nasıl da bulmusum bir muamma tabi.).

Özellikle de çocukları çiftledikten sonra mümkünse olabildiğince dışarıda olayım. Hiç olmadı yavrularımı alıp eczaneye gideyim, ama evde az bulunalım, dolayısıyla evin altını üstüne daha az getirelim, daha az dağılalım,daha az dağıtalım. Onun için yaz geldi pek bir mutluyum. Tabii şöyle daha farklı bir şehirde yaşasam, yıllar önce hayalini kurduğum gibi bir sabahtan eczaneye gelmeden önce, sonra bir de akşam çıktıktan sonra deniz yapıp günümü öyle sonlandırsam daha da mutlu olurdum ama şehrim belli, gayet kurak ve de gayet çorak. Bu şartlarda kendime sürekli fırsatlar yaratmaya calışıyorum çocuklarla dışarıda olmak da çok kolay olmuyor tabii, ama evdeki kadar daralıp bunalmıyorsun, üstüne bir de evin o sürekli ortasına bomba atılmış haline de stres olmuyorsun.

Velhasıl havaların bu halini seviyorum. Bu sene de leylek görmedim ama görmüş gibiyim, bolca geziyorum diyerek geri dönüş sinyalleri verip kaçıyorum. Pek pozitif bir pazartesi bugün, stressiz,sıkıntısız. İçimde de sebepli bir sevinç. Çok eski bir arkadaşımla, belki de en eski arkadaşımla çok keyifli bir konuşma yaptım bugün. Ayrıntılarla döneceğim. Bu arada siz de biz de rutinimizle mutlu olarak kalalım..


1 Ocak 2014 Çarşamba

Mutlu Yıllar..

En çok sağlık, mutluluk, huzur dileyelim yeni yılda..

Ülkemiz için de saygı,sevgi,empati,doğrulukla dolu,huzurlu aydınlık  günler..

Herkesin minik dileklerinin bile gerçekleşeceği bir yıl olsun:)

Kuzen Pınar'da başlayan, evimizde çekirdek aile biten, öksürük seslerinin eşlik ettiği bol oyunlu akşamdan...

26 Kasım 2013 Salı

Üzgünüm.. Karamsarım..

Biz  şimdi gözlerinin içine bakıyoruz ya.. Bir gülüşleriyle, bir adımlarıyla mutlu oluyoruz.. Yazıyorlar, çiziyorlar,konuşuyorlar mutlu oluyoruz.. Sosyalleşiyorlar, arkadaşları oluyor mutlu oluyoruz.. Zevkleri, seçimleri oluyor biz yine mutlu oluyoruz..

Kendilerini ifade ediyor, kendileri oluyorlar biz bu sefer çok mutlu oluyoruz..

Teşvik ediyoruz, takdir ediyoruz, çabalıyoruz ya daha mutlu olmaları için, büyüdükçe mutluluklarının da büyümesi için, yüklüyoruz ya güzelliklerle, kendi hayatımızın küçük alanında uğraşıyoruz, sıkılıyoruz, daralıyoruz, gevşiyoruz, bu çekirdek hayatımızda dönüp duruyoruz ya, evimizin dışında, sokağımızda, şehrimizde, ülkemizde de bizim bu çabalarımızdan çok bağımsız,çok şeyler oluyor..

İzliyoruz, hatta bazen izleyemiyoruz bile, duyup dinleyemiyoruz ve zaten konuşamıyoruz... Ve korkuyorum, çocuklarımın benim kadar mutlu çocuklukları, düşkün olacakları özgürlükleri, adaletli sevgi dolu hayatları olacak mı, bilmiyorum hiç..


12 Ekim 2013 Cumartesi

Can Dosta Veda..

Biz bugün çok sevdiğimiz bir arkadaşımızı sonsuzluğa uğurladık.. Eşimin can arkadaşı.. Geçmişte iş arkadaşı..Nikah şahidi.. Halı saha arkadaşı.. Play Station arkadaşı..Basketbol oynadığı arkadaşı.. Doğumlarda stresini alan arkadaşı.. Ya fenayım dediğinde yanıbaşında bulduğu arkadaşı.. Daha daha dahası.. Kardeşi..

Çok ani,çok fena,çok anlamsız,çok acımasız bir şekilde gitti koca adam.. Hiç tanımadığı bir insanın hiç yoktan sebebiyle sonlandı hayatı.. Kalbine denk gelen o aletin o yarasına kalbi dayandı ama dakikalarca oksijensiz kalan beyni dayanamadı maalesef..

 Annesi ve kardeşi organlarını bağışladı.. Artık başka bedenlerde can bulacak Umut.. Başkalarına umut olacak.. Herkes için zor ama Allah en çok annesi ve kardeşine sabır versin.. Mekanı cennet olsun inşallah..

18 Haziran 2013 Salı

İpek kız, bugün 8 aylıksın..  Uzunca süredir var olan zamansızlığıma ek, son günlerde boğazıma yerleşen koca bir düğüm sebebiyle yazamıyorum bir süredir...   Sen çok sevimlisin, çok güleçsin, çok heyecanlı bir bebeksin. Heyecanla gel gel ve de  alkış yapıyorsun. Belki yazacak daha çok şey var..Üzgünüm.. Yazamıyorum.. Bilemiyorum ne zaman hissederim normal elif anne gibi..  Bu yaşananlar gerçek olamaz diyorum sık sık.. Ama gerçek..  Dehşete düşüyorum öfkenin ve şiddetin bu dozundan.. Ben zaman zaman kocaman bir yumruya dönüşen boğazımdaki o düğümle yaşıyorum kaç gündür.. Ve vicdanı olan her insan gibi utanıyorum insanlığımdan...

31 Mayıs 2013 Cuma

Çok masumane bir istek..

Babannemi evindeki karıncalara pencereye dogru yol yaparken hatırlıyorum, minicik bir örümceği alıp dışarı atarken, evine girdikleri halde bile kıyamazken.. Dedemin yıllardır dogru düzgün verim alamadığı, fındık ağaçlarını her yıl yeniden gözü gibi bakarak yaza hazırladığını, eve yol yapılırken bir ağaç için ne kıyametler koptuğunu ve o ağacın yerinde kaldığını da hatırlıyorum..

Doğaya, ağaca, çiçeğe, böceğe duyarlı olalım diye, doğadaki o doğal yaşamın farkında olalım diye,doğada enerjinin negatifini atalım, pozitifiyle dolalım diye,doğada oksijenin dibine vuralım diye, doğada desarj olalım sonra mutlu olalım,neşeyle dolalım hatta iyi ders calışalım diye babamın hafta sonlarımız ve yaz tatillerimiz için planlar yaptığını da hatırlıyorum..

O zamanlar bazen anlamsız bulsam da şimdi kendimi ve kendi çocuklarımı düşününce çok derin anlamlar yüklüyorum o günlere.. Ben çocuklarıma neler sağlayabileceğim,sorguluyor ve de üzülüyorum..

Benim kadar şanslı olamayacaklar hep biliyorum ama elimizdekileri de kaybettikçe üzüntüm artıyor..

Doğadaki her canlının bizler kadar hatta bazen daha çok yaşam hakkı olduğunu anlatmaya çalışıyorum ya büyük yavruya, böceklere çiçeklere farkındalığını artırmaya çalışıyorum ya, bahçedeki karıncaları izliyoruz ya dakikalarca, burası onların da bahçesi onlara zarar veremeyiz diyorum ya, dedesiyle her bahar bir çiçek dikip büyütmeye çalışıyorlar ya, ve de okulda fidelerini suluyorlar, doğa gezilerine çıkıyorlar, büyüteçle çiçekleri böcekleri inceliyorlar ya, doğaya gözü açık olsun,ilgisi artsın,vicdanı oluşşun diye çabalıyorum ya.. bir tarafım boşuna diyor şu  4 gündür, bir tarafım da diyor ki daha ne verebilirsin elif anne, ne yaparsan belki minicik bir faydası olur geleceğe..

Yemin ederim ağlayarak izliyorum olanları..

Bırakın avm miz olmasın , biz ağaçlarımızla mutluyuz diyen insanların adı eylemci oldu.. Nasıl bir mücadele, nasıl bir müdahale çeşidi bu..:Aklım almıyor, kalbim kaldırmıyor..


Fotoğraf hurriyet.com.tr den.. Bu da çok iyi niyetli, çok masumane bir istek..

4 Nisan 2013 Perşembe

Keşke bilmiyor olsaydım..

Evet keşke öğrenmeseydim de şu saatte bunu yapmış ve de yemiş olmasaydım, keşke bu kadar kısa sürede yapılıyor ve de bu kadar kısa sürede pişiyor olmasaydı ve de bu kadar lezzetli..  Ve de keşke beni bu kadar mutlu ediyor olmasaydı..


                                                      
                                     
Yaklaşık bir aydır ne yesem diye aranıyor, bulunca da yiyor yiyor doymuyorum.. Çok fena.. Hiç dur diyesim yok kendime.. Son kaçamaklar diyelim, mecburen durduracağım kendimi, böyle şişemem yaz öncesi der, tarifimi de vermek isterim ki siz de nasiplenin, mutlu olun.
Benim için çikolatalı sufle bu, biraz basit bir tarif, sufle demek çok iddialı olabilir çoğu bilge insan için. Neyse sanırım derleme bir tarifti, yapa yapa kendi tarifime dönüştü. Tarifim iki kişilik. Başlamadan önce fırını 180dereceye ayarlıyoruz. Bir kare çikolatadan 2-3 parça ayırıyoruz (normalde tabiki bitter, ama bugün evde sütlü varmış,onunla da fena olmuyor yani), kalanını 2 çorba kaşığı tavada hafif erittiğimiz tereyağının içine atıp karıştırıyoruz. Hafif soğuyunca içine bir yumurta kırıyoruz. Hızlı ve de iyice karıştırıyoruz. Sonra 1,5 kaşık un, 1 kaşık şeker (sadece kendime yaptığımda hiç şeker koymuyorum) ve de bir çimdik kabartma tozu ilave ediyoruz. Karıştırıp hafif yağladığımız sufle kaplarına paylaştırıyoruz. Yarısından az oluyor. Yani ben az yapıyorum işte. Çikolatası aksın diyorsak 7-8 dak pişirip alıyor, 10 dak falan sonra da yiyoruz.. Bu dakikalar her fırına gore değişir diye düşünüyorum.. Ama en fazla 10 dak pişmesi yeter bence. Ben bir süre yapamayacağım malesef, eve çikolata almama kararı aldım, size afiyet olsun..


8 Mart 2013 Cuma

Zamane babası

Bir süredir babası Nazlı'ya uykudan önce masal anlatıyor. Her akşam aynı masalı istiyor yavru.. Nazlı'yla Tuğçe Cepada.. Tuğçe Nazlı'nın bebeklik arkadaşı.. Ve aslında maalesef ki birlikte hiç Cepaya gitmediler.. Ama bu bizim en favori masalımız, yıllardır..




Geçen gece paşa babamız kaydetmiş anlattığını.. Bazı akşamlar önemli?! sebepleri olduğunda telefonu veriyor yavrunun eline, biz yatıyoruz Nazlıyla ,yine babayı ve masalını dinleyebiliyoruz.

Ey Allahım ya, adına ne demek lazım bilemiyorum, benim pek haz duyduğum söylenemez , ama kendisi hoşlandı bence bu durumdan, yavru da hoşlandı şimdilik,  ilginç buluyor.. Bakalım ne zamana kadar..




5 Şubat 2013 Salı

Haftasonu..

Uzuuuun bir aradan sonra maaile dışarıya çıktık.. İpek hanım da dış dünyaya ufaktan bir adım atmış oldu.. Çok naneli bir ilk üç ayımız olduğundan kendimizi ancak dışarı atabildik..

Parkta havanın tadını çıkardık..Havalar bir güzel.. Hiç şubat gibi değil.. Kreşe de başladık bu arada, umarım hastalıksız bitiririz bu kışı.. Çok yürekten, en yürekten diliyorum..




Ablamız pek sevgili arkadaşı Tuğçe'yle buluştu.. Mutluluklarına diyecek yoktu.. Bebekliklerinden beri birbirlerine aşkla bağlılar :) Hatta Tuğçe bizim masallarımızın kahramanı, bizim evde masallar Tuğçeyle Nazlı... diye başlar..  Kocaman öpücükler Tuğçe'ye..




                 




4 Şubat 2013 Pazartesi

Evdeyiz..

Anneanne sefamız sona erdi.  Yaklaşık 1ay bütün ev oyunlarının,parkların,bahçelerin,ananne ve dedenin tadı çıkarıldı.. Şükür sağlıklıyız ve artık evdeyiz..











.

26 Aralık 2012 Çarşamba

4 Aralık 2012 Salı

Geç Kalan Pazar Yazısı

Evdeydik, bir tek markete çıktık bu pazar. Haliyle yavruyu oyalamak gerekti. Bol bol okuduk. Domino oynadık.
 Aç Kapıyı Bezirgan Başı ve de Ağ Satarım Bal Satarım oynayarak biz de kendi adımıza nostalji yaptık.   Bu tarz oyunlarla acaip eğleniyoruz, biz sokakta oynardık bilmem kaç kişi, yavruyla evde oynadık 3 kişi..Yıllar geçti,zaman değişti :(

Kardeşle oynadık.. Kardeş çok fena bu arada.. Nazlı'nın deyimiyle sürekli vıyklıyor.. Biz ev halkı olarak pek alışkın değiliz, sanırım Nazlı'nın sesini ancak yaşında duymuştuk:)

Puzzle olayının dibine vurduk.. Yavru sanırım saatlerce bozup bozup yaptı.. En son  hepsini yan yana dizdi.
Son kez sırayla yapıp kaldırıyorum anne, ama senle bir oyun oynamamız gerek .. dedi. Ben yapboz başkanıyım, sen de benim yardımcımsın.. Şimdi bana köşe ver.. köşe.. tamam şimdi kenar.... kenar... bi kenar bekliyorum ..kenaarr, annee duymuyor musun, bir kenar bekliyorum...




Bu arada bir ara da dans ettik, dönen etek şartmış. Yazlık bir elbisemizi herşeyimizin üzerine giyip, yatana kadar da çıkartmadık. Ben engel olmaya çalıştıysam da diretti. Aslında seviyorum bu diretmelerini, ve de sonradan ne anlamsız buluyorum kendi olmazlarımı..Devam kızımm..

28 Kasım 2012 Çarşamba

Şöyle azıcık bi bunalıma girsem..

Bu başka hayatın en fena yanı bu işte. Ne gece hayatım yoklar, ne sinemaya gidemiyorum, tatile çıkamıyorumlar, hiiiiç biri dert değil. Uykusuz geceler, mor gözler, bir şeylere yetişememe falan heeepsii idare edilebilir..


Ama bi yeter ya daraldım, iki bunalıyım, az biraz bırakayım kendimi, biraz iletişimsiz kalalım, ben bi kendime geleyim, şöyle birazcık, azıcık ucundan bi bunalımıma gireyim, bi daralıyım, bi dipte sonda depresyonda kalıyım, sonra hemen dönerim demek gibi bi şansın yok.. İşte bence en fenası bu..


Şu an iyiyiz gayet, bol hastalıklı, sıkıntılı bir hafta geçirdik.. Ama geçmişin şöyle bol kahveli, sezen aksulu, kitaplı, yağmurlu,yürüyüşlü, insansız 'bunalım takıldığım' günlerini anasım geldi, bol sevgiler gönderiyorum fena sandığım o günlere:))

6 Kasım 2012 Salı

Koş Anne Koş..

Ağlıyoooo, koş anne koş, ağlıyoo..  Anneeee gelmen lazım, bana yardım etmen lazım .. Anneee koşmalısın, acıkmııışşşş.. Anneee tuvalete gidiyorum, koooşşş...

Nazlı şu sıra evde bu tarz cümlelerle dolaşıyor. Anneyi sürekli bi kendine bi kardeşe koşturtuyor. İşin aslı anne de sürekli koşma eğiliminde, özellikle de Nazlı'ya.. 

Evet acayip hassasım Nazlı konusunda, kendimi tahmin ediyordum aslında. Yine de bu kadar her hareketini takip edip  sürekli bu hareketlere anlamlar yüklemeye çalışmam da normal olmasa gerek.. Gerçi şu sıra okuduğum kardeşsiz 4 yaş annelerinin ortak sıkıntılarına ortak oluyorum genel anlamda, geçen hafta Zeynep'i, Başak'ı ve de Günün Çorbası'nı okuyunca acaip rahatlayarak mutlu oldum açıkçası..  Çünkü benim Nazlım da uzunca bir süredir benzer durumlar yaratmakta.. Biz bizim yavrucağın bu 4. yaşına bir de kardeş kavramı ekledik.. 

Evde kriz kriz üstüne yani.. O da biz de idare ediyoruz şimdilik, her şeyi doğal karşılamaya, büyütmemeye çalışıyoruz.. Ama çok ağlıyor, cidden çok.. Ve sürekli küsüyor, cidden sürekli..  Bense genellikle soğukkanlı ve de sakinim.. Ağlaması bitene kadar ilgilenmemeyi tercih ediyorum, ve yavru evde bulunmayan herkesin adıyla ağlamaya başlıyor.. Dayııııı, halaaaa, dedeeeee, Beyda Teyzeeeeee ..  Hatta arada gelip bana ' annee dayım mı daha yakında teyzem mi ' diye de soruyor, yakındaki kimse onun adıyla ağlayacakmış. Gözündeki yaş da ayrı bir mevzuu, daha önce de yazmıştım, illa akacak o gözyaşı,yoksa daha fena ağlıyoruz.. İşte ben bu aşamalarda sabrımın sınırını öğreniyorum, yavru da bence değişik bir haz duyuyor.. Küsme konusu daha farklı, o zaman ikna etme ihtiyacı duyuyorum, uzuuun uzuuun anlatıyorum, bazen boşa,ama yine de anlatıyorum.. 

Bir de tahammülde acayip zorlandığım, itirazlar ve de anlamsız oyalanmalar var. Yemek olayımız mutlaka itirazla başlıyor ve çok uzun sürüyor, giyinmemiz,soyunmamız, tuvalet banyo işlerimiz ve de tabi ki evden çıkma seramonimiz.. Çok yorucu oluyor açıkçası, evde bir bebekle daha da zor oluyor.. Her sabah uyandıktan ancak 1,5 saat sonra zar zor kapının önüne koyuyorum kendisini, ve bu arada sadece kendisiyle ilgileniyorum, sabrım yetmiyor genelde ben giydirip,yediriyorum, bu hızı ancak yakalayabiliyoruz düşünün.. Oysa kendi giyiniyordu,yiyordu bir aralar, ama şu an bu işleri de ona bıraksam, ancak öğlene çıkabilir sanırım evden.  

Bu arada bebekimiz anne sütü sarılığı adı altında bildiğimiz sarı bir bebek.. 3 aya kadar böyle gidebilirmiş, onun dışında kimseye bir zararı yok yavrucukun, gündüzleri bol uyuyup geceleri uyanık kalıyor, bunun düzenini ben oturtacağım sanırım. Şimdilik bir müdahalem yok.Ama doktorumuzun dediğine göre gündüz 1 dakika fazla uyku,geceden 10 dakika eksiltirmiş.. Zamanla müdahale gerekebilir yani.. Bu da Nazlı gibi emzik almadı şimdilik, ama çalışmalarım devam edecek.. 
Ağlayan Nazlı, okul yolunda ağlamak üzere olan Nazlı ve de okuldan gelip kardeşe koşan Nazlı aşağıda, küsen Nazlı çekmemişim hiç, bir başka zamana artık:)





31 Ekim 2012 Çarşamba

İpek'li Hayat

Bugün İpek'imiz 14 günlük oldu.. Doğum hikayemizi kısaca bir yazalım.. Aslında her şey 4 yıl öncenin tekrarı gibiydi, her şey çok yolunda gitti, ama ben o zamanki benin çok çok daha gergin haliydim.. Önceki doğumumda kontrol için hastaneye gidip, 20 dakika içinde kendimi ameliyathane yolunda bulmuştum, sanırım onun için gerilecek vaktim olmamıştı.. Nazlı çok iri bir bebek olduğu için doktorumla sezeryanda karar kılmıştık. Ki Nazlı ciddi bir tosuncuk olarak geldi dünyaya. Bu sefer de üzerinde çok düşünmedik aslında, normal doğum esnasında kesi yerinde kanama riski olabilir, sen zaten çok kansızsın, bu tarz bir iç kanama riskini göze almayalım deyince çok sevgili doktorum, ilk doğumum da çok rahat olmuş olunca, tamam dedim, yine aynı şekilde olsun.. Yine Mesa'da (TOBB ETU olmus artık adı) yaptım doğumu. Doktorum yine Tamer Beydi.Her ikisini de şiddetle tavsiye ederim.. Hastanede bütün personel rahatınız için çalışıyor gerçekten de. Tamer Bey ise rahat keyifli bir hamilelik ve doğum geçirmek isteyenler için ideal bir doktor.. Kendisi rahat bir insan, sizi de hiç germiyor ama tıbbi olarak da hiç bir şeyi atlamıyor (Hamilelik boyunca beni sürekli kollama ve koruma güdüsünde olan kocama sık sık ' Tamer Bey şimdi hiç bir şey mi yasak değil ' dedirtti.). Her ne kadar beni doğum anında da rahatlatmaya çalıştıysa da ben epidural takılına kadar çok gergindim, hatta o sırada bana sanırım hafif sedatif bir şeyler de verdiler ki, her şeyi Nazlıdaki kadar net hatırlayamıyorum..  Bu sefer bebeği aldıklarında babacık da geldi, bir öpücüklük kadar yanımıza verdiler, sonra muayenesini, uzun uzun ağlamasını, giydirilişini beraber izledik. Bebiş son haftalara kadar biraz küçük seyredince stres yapmıştım, ama son haftalarda yine iyi beslenmişiz ki 3700 doğdu-itiraf etmeliyim Nazlı'yı büyüttükten sonra bana yine de pek bir ince,minik,cılız geldi-, ben toplam 13kg civarı aldım, şu an da sanırım o +200g da, bense gebelik öncesine göre +4kg dayım( hastaneden döndüğümüzde bebeğin kilosu kadar bile bir eksilmem yoktu, bol bol ödem toplamışız,ancak iniyor şişlerimiz).

Nazlı öğleden sonra geldi yanımıza, kardeşi gördüğündeki heyecanı ve de coşkusu görülmeye değerdi, ellerini dizlerine falan vurdu, çok çok ve sesli sesli güldü, 'Allahım ya' dedi bol bol, heyecanı çok güzeldi, ağlattı beni güzel yavru..Hastanede 2 gece kaldık, anemim sebebiyle iki ünite kan aldım, hemoglobin değerim 8lerdeydi en son. Bebişin rengi ise sarı şu an. Uzamış sarılık diye bir şey varmış, bunu da öğrenmiş olduk, bir çok şeyden kaynaklanabilirmiş, en masum kaynağı ise anne sütüymüş, onun için dün bol bol kan aldılar, çok canı yandı, çünkü minicik damarları, çok uğraştılar almak için. Hiç bir şey çıkmaz ise adı anne sütü sarılığıymış ve de 3 ay kadar devam edebilirmiş, müdahale gerektiren bir durum değilmiş..Ben bizimki de böyledir diye düşünüyorum..






Evde ise işler genel anlamda yolunda.. 6 günlük tatilde evdeydik ve de keyifliydik.. Yavrunun kardeşe adaptasyonu açısından iyi de bir fırsat oldu sanırım. Çok kalabalıktık tabi  ki, çok sevdiklerimiz yanımızdaydılar, yavru da biz de çok mutluyduk bu kalabalıktan..2 gündür çekirdek aile olarak evdeyiz, bu da çok keyifli, idare ediyor gibiyiz sanki:) Ben çok gergindim bu konuda, şu an için iyi gidiyoruz, ama minik kuzu genel olarak uyku halinde, onun için rutinimiz çok değişmemiş olabilir yani..

Doğal olarak ablamızda değişiklikler mevcut. En barizi hareketliliğinin, enerjisinin çok çok, normalden 8-10 kat artmış olması.. Hiç yerinde duramıyor.. Belki tatilde olmasının, enerjisini okulda atamamasının da etkisi vardı ama yine de normalin çok üstünde hareketliyiz.. Hiç durmadan, koşmak, zıplamak, atlamak, birileriyle sürekli hareketli oyunlar oynamak arzusu içersindeyiz. Tatil boyunca sırayla özellikle baba,dede ve de dayının enerjisini ve hatta zaman zaman sabrını bu anlamda tükettik.. Beni en zorlayan ve de şaşırtan ise uyku rutinindeki değişiklik, 1 haftadır çok zor uyuyor, gündüz uykusu zaten yok, gece uykuya zor geçiyoruz. Normalde  gece uyanma, bizim yanımıza gelme gibi alışkanlıkları hiç olmayan yavru şimdi her gece bir kaç kez uyanıp, bizim yanımızda sabahlıyor.. Normal sanırım, ondaki değişikliklere biz ayak uyduracağız artık..

23 Ekim 2012 Salı