Bu cümle şu sıralar bizim ufaklığın dilinden hiç düşmüyor..
Sabah ablayı okula gönderip,kapıyı kapatıyoruz.. Ben büyüdüm artık, okula gitcemmmm...
Acele bir yere yetişmemiz gerek. İpekcim ben seni kucağıma alayım mı annecim, biraz hızlı olmalıyız.. Büyüdüm benn,çocuk oldum, bak koşuyorum..
Yollarda tehlikeli işler peşindeyken, İpekcim gel buradan yürüyelim, orası biraz tehlikeli görünüyor.. Büyüdüm benn, çocuk oldum, düşmem artık.
Sabırsız anne merdivenlerden inerken, annecim kucağıma almamı ister misin? Hayır, ben büyüdüm kendim iniyorum..
Banyo zamanı soyunurken, ben büyüdüm, çocuk oldum, artık hiç ağlamıcammmm..
Ablanın odasında tokaları karıştırırken, Nazlı'ya yakalanıp İpeekkk, hepsini dağıtmışsıınn nidasına, ben büyüdüm ablaaaa diye ağlayarak kaşılık veriyor:)
Yaz ortası organik tarımla uğraşırken..
Büyüdü de cidden, 2 yaşa bir ay var artık.. 'Artık sen büyüdün' cümlesini hiç kurmadım ben. Çok ciddi bir abla taklitçisiyiz, kendisi bizzat bu şekilde yaşamının içinde öğreniyor olabilir, babannesinin öğlen masallarının içine serpiştirilmiş cümlelerden de öğrenmiş olabilir. Tam bilemiyorum kesin kaynağını ama bir yanım bu büyüme olayını desteklese, bu cümlelerle çok eğlense de, bir tarafım, hop neler oluyor, zaman nasıl geçiyor, neler kaçırıyoruz diyor sık sık.. Her iki çocuğumda da yaşıyorum bu duyguyu, zaman cidden hızlı geçiyor. Tadına varmak gerek her anın.
Şu sıralar hayatımızdaki çok büyük yenilikten de bahsedip kaçıyorum:) Yuvaya başlıyoruuuzzz.. Kolay gelsin bize:):)
okul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Eylül 2014 Cuma
26 Eylül 2013 Perşembe
Yeni Okul, Yeni Hayat
2 yıl önce başlayan kreş maceramız 30 haziranda sonlandı.. Gayet sancılı oryantasyonumuz neredeyse 1 yılda tamamlandığı için, kreş sürecimiz aklımızda çok pembe kalacak diyemeyeceğim. Benim bir çok açıdan içime sinmesi, ortamı ya da insanları sevmiş olmam, okulun yavruyu yaklaşık 1 yıl her sabah ağlayarak gönderdiğim bir yer olması gerçeğini değiştirmedi maalesef. Şimdi bir anlamı yok tabi ki ama çok düşündüm, Nazlı'dan mı, bizden mi,zamandan mı,okuldan mı,yaklasımdan mı, neden bu kadar uzun sürdü bu süreç.. Kesin bir cevabı yok, ama şimdiki aklımla bu kadar zorlar mıydım yavruyu, zorlamazdım sanırım.. Her neyse önemli olan Nazlı'nın aklında nasıl kaldığı.. O ikinci yılını gayeet mutlu mesut geçirdiği için, çok sevdiği arkadaşları ve öğretmenleri de okulu da çok güzel kalacak aklında, şu an böyle yani..
Bu bizim için hazırlanan veda kartı (Biz veda kartı koyduk adını).. İçinde bütün arkadaşlarının resmi var, kapağında da sınıf resmi(yüzler belli olsun istemedim,yapabildim sanırım). Nazlı ara ara eline alıp tek tek bütün arkadaşlarıyla konusuyor, özlem gideriyor, anılarını tazeliyor:)
Şimdi yeni okullu olduk. Açık söyleyeyim, zor olacağını düşünüyordum. Acaba kaç gün gidip gelirim, ne zaman içi rahat eder, ne zaman tamam güvendeyim der, ne zaman tamam anne sen git der.. Hepsini ve dahasını düşündüm tek tek.. Yaz boyu ara ara büyük okuluna başlıyoruz diye konuştuk ama ayrıntısız.. Çok üstünde durmak istemedim. Biraz sıradan gelsin ona da dedim.. Heyecanımı,gerginliğimi kendi kendime yaşadım..
5 Eylül Perşembe günü 3-4 saatlik bir oryantasyon programıyla da yeni hayatımıza başlamış olduk. Sıkıntısız...Nazlı üzerinde var olan, bilinmezlikten kaynaklanan o tedirginliğin büyük bir kısmını sınıfların girişinde ellerine kelebekler çizdirerek attı. Geri kalan kısmını ise 'gel fotoğraf çektirelim, hoş geldin fotoğrafı, okula başlıyorum fotoğrafı' derken patlayan flaşlar sonrasında attı ki, 'biz buradayız, baktığında göreceksin hadi gir şimdi içeri' diyen babasına öğretmenin elini tutmuş sınıfına giderken dönüp bakmadı bile..Onlar sınıflarındayken biz de tanıtım programına katıldık, sunum boyunca konuşmalar Nazlı'nın velisi... ile başlayan bir cümle ile kesilecek diye bekledim ama olmadı.. Bizim kız sınıfta kaldı..Sonraki ilk okul gününün akşamında da 'Annee keşke beni de servise yazdırsaydınız' cümlesiyle şaşırdım, sarsıldım, hatta düştüm bayıldım :P
Evet, ilk gün okul parmaklıklarına tırmanmaya çalışmış bu kız da benim kızım:)
Ben de pek bir mutluyum.. Maşallah diyelim,böyle devam etsin..
Bu bizim için hazırlanan veda kartı (Biz veda kartı koyduk adını).. İçinde bütün arkadaşlarının resmi var, kapağında da sınıf resmi(yüzler belli olsun istemedim,yapabildim sanırım). Nazlı ara ara eline alıp tek tek bütün arkadaşlarıyla konusuyor, özlem gideriyor, anılarını tazeliyor:)
Şimdi yeni okullu olduk. Açık söyleyeyim, zor olacağını düşünüyordum. Acaba kaç gün gidip gelirim, ne zaman içi rahat eder, ne zaman tamam güvendeyim der, ne zaman tamam anne sen git der.. Hepsini ve dahasını düşündüm tek tek.. Yaz boyu ara ara büyük okuluna başlıyoruz diye konuştuk ama ayrıntısız.. Çok üstünde durmak istemedim. Biraz sıradan gelsin ona da dedim.. Heyecanımı,gerginliğimi kendi kendime yaşadım..
5 Eylül Perşembe günü 3-4 saatlik bir oryantasyon programıyla da yeni hayatımıza başlamış olduk. Sıkıntısız...Nazlı üzerinde var olan, bilinmezlikten kaynaklanan o tedirginliğin büyük bir kısmını sınıfların girişinde ellerine kelebekler çizdirerek attı. Geri kalan kısmını ise 'gel fotoğraf çektirelim, hoş geldin fotoğrafı, okula başlıyorum fotoğrafı' derken patlayan flaşlar sonrasında attı ki, 'biz buradayız, baktığında göreceksin hadi gir şimdi içeri' diyen babasına öğretmenin elini tutmuş sınıfına giderken dönüp bakmadı bile..Onlar sınıflarındayken biz de tanıtım programına katıldık, sunum boyunca konuşmalar Nazlı'nın velisi... ile başlayan bir cümle ile kesilecek diye bekledim ama olmadı.. Bizim kız sınıfta kaldı..Sonraki ilk okul gününün akşamında da 'Annee keşke beni de servise yazdırsaydınız' cümlesiyle şaşırdım, sarsıldım, hatta düştüm bayıldım :P
Evet, ilk gün okul parmaklıklarına tırmanmaya çalışmış bu kız da benim kızım:)
Ben de pek bir mutluyum.. Maşallah diyelim,böyle devam etsin..
7 Şubat 2013 Perşembe
Bu Bana Reva Mı?
Bir önceki yazıyı yazdıktan bir kaç saat sonra Nazlı'yı almak için okula gittim.. Bahçede oynuyorlardı.. Öpüştük koklaştık, arabaya bindik.. Biraz sıcak geldi bana ama hemen attım kafamdan olumsuz düşünceleri.. Arabada mızır mızır, eve geldik, yorgunum yatayım mı, üşüyorum sanki, yemeden uyusam, bana miki açsan anne tarzı cümleler daha bitmeden çıktı ateşi, o günden beri ateşliyiz:(
Bir aylık aranın ardından sadece 2 gün gidebildik okula, yine evdeyiz yani..
Bir aylık aranın ardından sadece 2 gün gidebildik okula, yine evdeyiz yani..
11 Ocak 2013 Cuma
Bir iç döküş..
Biz yine evdeyiz, artık hastalık yazısı yazmak istemiyorum, onun için de yazmıyorum..
Kafam karışık, geçen yıl da benzer bir durum olmuştu, ve geçen yıl olduğu gibi bu sene de aynı soruyla karşı karşıya kaldım. Okula ara vermeli mi? Verdik..
Canımı sıkıyor bu iş.. Tam bir düzen oturttuk diyoruz, hasta oluyoruz.. Maaile.. Ufaklığa kadar. Bütün geniş ailenin beni daha da yoran yorumlarına doktorumuzun kreşe biraz ara verin, kışı evde geçirin, 3aylık bebeniz gün yüzü görmedi yaklaşımı da eklenince gene altüst oldum açıkçası..
Ananneye taşındık, 2 çocuklu ev zor. Kendi zorlanmamı geçtim aslında, ama Nazlı için evde olmak sıkıcı sonuçta. Aslında o çok mutlu, dedenin, anannenin, ve de kardeşinin tadını çıkarıyor.. Ama ben kendimle çok çelişiyorum.. Okula gitsin istiyorum, sonuçta hastalıklarla gelişecek bağışıklıkları, kolladıkça daha iyi olmayacaklar, biliyorum, ama 1 hafta sağlıklı gidiyor, sonraki hafta hasta, evde.. bütün hafta uğraş iyileştir, 3 gün sonra tekrar.. Bu döngüye ufaklık da katılınca çok fena oluyor ev halimiz. O zaman diyorum ki, sağlıklı olsunlar, gerisi çok önemli değil.
Çok bunalmışım gördüğünüz gibi, şimdilik evdeyiz, iyi sayılırız, herkes pek mutlu.. Ben gerekli gereksiz stresteyim.. Allah büyük sıkıntı vermesin aslında, sonradan hatırlanmayacak bile bunlar ama ister doğum sonrası ruh halim diyelim, ister benim yapım bu diyelim, sıkıntı yapıyorum. Düzenimizin çok sık bozulmasına, Nazlı'nın 1yılın sonunda ancak eğlenebildiği okul hayatının kesintiye uğramasına, evde okula göre daha kalitesiz geçirilen zamana canımı sıkıyorum açıkçası.
Bu sırada bu yoğun birliktelikte kızların arası süper, bu da bir kaç dakika önceden bir kare.. Nazlı İpeke kitap okuyor:)
Kafam karışık, geçen yıl da benzer bir durum olmuştu, ve geçen yıl olduğu gibi bu sene de aynı soruyla karşı karşıya kaldım. Okula ara vermeli mi? Verdik..
Canımı sıkıyor bu iş.. Tam bir düzen oturttuk diyoruz, hasta oluyoruz.. Maaile.. Ufaklığa kadar. Bütün geniş ailenin beni daha da yoran yorumlarına doktorumuzun kreşe biraz ara verin, kışı evde geçirin, 3aylık bebeniz gün yüzü görmedi yaklaşımı da eklenince gene altüst oldum açıkçası..
Ananneye taşındık, 2 çocuklu ev zor. Kendi zorlanmamı geçtim aslında, ama Nazlı için evde olmak sıkıcı sonuçta. Aslında o çok mutlu, dedenin, anannenin, ve de kardeşinin tadını çıkarıyor.. Ama ben kendimle çok çelişiyorum.. Okula gitsin istiyorum, sonuçta hastalıklarla gelişecek bağışıklıkları, kolladıkça daha iyi olmayacaklar, biliyorum, ama 1 hafta sağlıklı gidiyor, sonraki hafta hasta, evde.. bütün hafta uğraş iyileştir, 3 gün sonra tekrar.. Bu döngüye ufaklık da katılınca çok fena oluyor ev halimiz. O zaman diyorum ki, sağlıklı olsunlar, gerisi çok önemli değil.
Çok bunalmışım gördüğünüz gibi, şimdilik evdeyiz, iyi sayılırız, herkes pek mutlu.. Ben gerekli gereksiz stresteyim.. Allah büyük sıkıntı vermesin aslında, sonradan hatırlanmayacak bile bunlar ama ister doğum sonrası ruh halim diyelim, ister benim yapım bu diyelim, sıkıntı yapıyorum. Düzenimizin çok sık bozulmasına, Nazlı'nın 1yılın sonunda ancak eğlenebildiği okul hayatının kesintiye uğramasına, evde okula göre daha kalitesiz geçirilen zamana canımı sıkıyorum açıkçası.
Bu sırada bu yoğun birliktelikte kızların arası süper, bu da bir kaç dakika önceden bir kare.. Nazlı İpeke kitap okuyor:)
2 Eylül 2012 Pazar
Paylaşım Günü..
Yavru 19 Eylül'de tam bir yıldır kreşe gidiyor olacak. İki ilkimiz var, cuma günü yaşanan ve aslında çok geç kalınmış olan. Cuma günleri paylaşım günü, o haftanın konusuna uygun bir şey seçip götürmek gerekiyor okula. Biz maalesef hiç bir paylaşım gününde bir şey götüremedik. Nazlı hiç istemedi. İlk zamanlar biraz ısrar eder gibi oldum, ama sonra hiç karışmadım,ben söyledim o hayır dedi, olay bitti. Amaa bu hafta başında Nazlı'dan teklif geldi,
Anne, paylaşım günü ne zaman?
Cuma günü annecim, ne oldu?
Ben Melek'i götürmek istiyorum da okula.
Yaaa, tamam tatlım, götürelim.(Bu arada Melek bebeği, ben de içimden sevinç çığlıkları atıyorum..)
Kaç gün var yani?
3 gün annecim..
Ben öğretmenlerine söyledim, aslında p sesiyle başlayan bir objeydi götürülmesi gereken.Aman Nazlı getirsin dert değil dedik,beraberce, cuma sabahı da kendisini Pink Baby yaptık Melek hanımın, isabet oldu. İşte evden çıkarken mutlu yavru.
Umuyorum yavru bu sene paylaşım zamanlarına da katılacak.
Veee cuma gününün beni ağlatan cümlesi ( sulu gözlülüğün doruğunda bir hamile olarak,cümle bitmeden sulandım). Okulun bahçesine girdik, içeri doğru yürüyoruz...
Anne bak ağlıyor gibi bile olmadım,gördün mü?
Diliyorum ki çooook gönülden, bu yıl böyle devam etsin, yavru ağlamasın sabahları , anne de üzülmesin.
Anne, paylaşım günü ne zaman?
Cuma günü annecim, ne oldu?
Ben Melek'i götürmek istiyorum da okula.
Yaaa, tamam tatlım, götürelim.(Bu arada Melek bebeği, ben de içimden sevinç çığlıkları atıyorum..)
Kaç gün var yani?
3 gün annecim..
Ben öğretmenlerine söyledim, aslında p sesiyle başlayan bir objeydi götürülmesi gereken.Aman Nazlı getirsin dert değil dedik,beraberce, cuma sabahı da kendisini Pink Baby yaptık Melek hanımın, isabet oldu. İşte evden çıkarken mutlu yavru.
Umuyorum yavru bu sene paylaşım zamanlarına da katılacak.
Veee cuma gününün beni ağlatan cümlesi ( sulu gözlülüğün doruğunda bir hamile olarak,cümle bitmeden sulandım). Okulun bahçesine girdik, içeri doğru yürüyoruz...
Anne bak ağlıyor gibi bile olmadım,gördün mü?
Diliyorum ki çooook gönülden, bu yıl böyle devam etsin, yavru ağlamasın sabahları , anne de üzülmesin.
11 Temmuz 2012 Çarşamba
5 Günlük Hastalık Öyküsü,Kreş-Hastalık ve de Kocaman Bademcik-Dondurma İlişkileri
Evet biz yine perşembeden beri hastayız,öyle böyle değil bu sefer pek bir fena olduk. Sebepleri de sorgulayacağım ama önce hastalığımız. Standart her zamanki gibi ateşimiz çıktı, 2,5-3 saatte 38 leri bulan, dönüşümlü kullandığımız ateş düşürücülerle zor bela kontrol ettiğimiz inatçı klasik Nazlı ateşi.
Bir boğaz, bir idrar kültürü verdik.Ertesi güne kadar idare ettik ateşimizi, kültürler temiz çıktı, iyi dedik, viral yine,geçer yarına. Geçmedi. Ateşin çıkma süresi hiiç uzamadı.. Acile gittik, bademcikler kocamaaaan olmuş, çok yoğun geniz akıntısı var, antibiyotik başladık. Buraya kadar çok bir şey yok. Klasik. Ama geceler.. Hiiiç bilmediğim bir tıkanıklık.Daha önceki hastalıklarında da horlaması falan olmuştu ama bu başka. Direk apne (kelime anlamı uykuda solunumun kısa süreli durması,nefessizlik). 3 gece. Hıklayıp kalıyor yavru. Yıkayarak, temizleyerek ya da burun spreyiyle açılmıyor. Çok fena bir şey bu. İlk geceden sonra KBB ye gittik (doktorumuz tatilde ama sağ olsun bizi yönlendirdi.) Geniz eti iltihabı. Yavrunun burnunun arkası dolmuş. Karbonatlı tuzlu suyla boşaltılacak, nasıl bir eziyet yavruya, enjektöre çekilmiş su, her iki burun deliğinden çırpınan yavruya resmen fışkırtılır, sonra burundan ve ağızdan bin bir eziyetle o bildiğimiz sümük akar. 3 geceden sonra yavrucuk ilk defa dün gece biraz horlayarak uyuyabildi. Allah'ım sana bin şükür, ne kadar fena bir şeymiş bu. 3 gece sürekli dürttüm yavruyu,sabaha kadar.
Tabi ki hasta çocuk çok zor, ama Nazlı on kat,yüz kat,bin kat zor. Şurup içmek mesele,duş aldırmak, yemek yedirmek,soymak giydirmek,burun spreyi akla gelebilecek her şey sorun. Her biri dakikalar sürüyor. 70 cclik şurup şişesi 2 dozdan sonra yarıya iniyor, ağzını kapatıyor,püskürtüyor,kusuyor. Bişey değil zor bela yedirdiğimiz 2-3 lokma da gidiyor. Bu şurup olayı günde en az 6-7 defa tekrarlanıyor, nasıl bir sinir harbi. İlk etapta ikna yöntemleri deneniyor, mantıkla, lazım-larla anlatıyoruz, sonra tehdit maalesef, sonra zor kullanma. (Biraz iyileşsin normale dönüyor , onun için de kızamıyorum yavruya, hep o birbirine değmesine ramak kalan bademciklerin yüzünden- miş yani, doktorlar hep öyle söylüyor,yutamıyormuş çocuk-). Ama tabii kendi huyu da huy mu,değil tabii ki.
Bu arada kışın geniz etine,bademciğe baktırmıştık, büyük bir problem yoktu,geniz eti normaldi, bademcikler normalden biraz daha büyüktü, yavrunun iştahsızlığı, ona buna, en ufak bir şeyde öğürmesi, terlemeleri, boğazdaki sık viral enfeksiyonlar hep bu iri bademciktendi. Şimdi geniz eti ile birleşince yavruya nefes aldırmadı resmen. İyice bir iyileşelim, hemen acilen ilgilenmemiz gerek bu işle.
Kreş-hastalık ilişkisi de ayrı bir post konusu aslında, cidden çok merak ediyorum,herkes ilk kreş yılını nasıl geçiriyor, bu yılın üstesinden gelmek için ne derece bir cengaverlik gerekiyor..Biz yılın başından itibaren tam 12 adet ateşli hastalık geçirmişiz. 6 ayda 12 kez hasta olmuşuz. Bunun üçü bronşit. Biri el-ayak-ağız hastalığı. İkisinde antibiyotik kullanmışız(biri bronşit diğeri ağır ÜSYE kaynaklı). Diğerleri ateş düşürücülerle en az 3 günde atlattığımız viral solunum yolu hastalıkları. Kreşe başlayınca çok hasta olacaktı biliyorduk, ama bu kadarını bekliyor muyduk, hazırlıklı mıydık.. Hayır.. Bir de Nazlı üç yaşına kadar bir İYE, bir 6.Hastalık geçmişi olan çok turp bir yavru olunca fena bocaladık,afalladık.
Bir de gen mevzuusu var maalesef. Nazlı böyle kreş dönemine kadar hep 'Ooohhh bana benzemiş' nidalarımla büyüdü. Ben şükür ki çok nadir hasta olurum. Çocukken de böyleymiş, yaz kış sokakta olmaktan, öyle kardan buzdan, dondurmadan,havuzdan denizden hasta olan,havadan nem kapan bir çocuk değilmişim. Ama babacık nemin ta kendisiymiş.Çocukken dondurma diye külahta irmik tatlıları yalamış yutmuş.. Bademcikleri alınana kadar da hastalıktan gerçekten hiç kurtulamamış.Fena yani. Ben işin açığı dondurmadan hasta olunduğuna hiç inanmadım, Nazlı'ya da öyle davrandım şimdiye kadar. Ama eğer ki çocuğumun hastalıklarına bu kocaman bademciklerle dondurma ilişkisi sebep oluyorsa, önce kendime bir dur diyeceğim. Bir uzman görüşünden sonra, bakalım ay sonu doktor kontrolümüz var..
Bir boğaz, bir idrar kültürü verdik.Ertesi güne kadar idare ettik ateşimizi, kültürler temiz çıktı, iyi dedik, viral yine,geçer yarına. Geçmedi. Ateşin çıkma süresi hiiç uzamadı.. Acile gittik, bademcikler kocamaaaan olmuş, çok yoğun geniz akıntısı var, antibiyotik başladık. Buraya kadar çok bir şey yok. Klasik. Ama geceler.. Hiiiç bilmediğim bir tıkanıklık.Daha önceki hastalıklarında da horlaması falan olmuştu ama bu başka. Direk apne (kelime anlamı uykuda solunumun kısa süreli durması,nefessizlik). 3 gece. Hıklayıp kalıyor yavru. Yıkayarak, temizleyerek ya da burun spreyiyle açılmıyor. Çok fena bir şey bu. İlk geceden sonra KBB ye gittik (doktorumuz tatilde ama sağ olsun bizi yönlendirdi.) Geniz eti iltihabı. Yavrunun burnunun arkası dolmuş. Karbonatlı tuzlu suyla boşaltılacak, nasıl bir eziyet yavruya, enjektöre çekilmiş su, her iki burun deliğinden çırpınan yavruya resmen fışkırtılır, sonra burundan ve ağızdan bin bir eziyetle o bildiğimiz sümük akar. 3 geceden sonra yavrucuk ilk defa dün gece biraz horlayarak uyuyabildi. Allah'ım sana bin şükür, ne kadar fena bir şeymiş bu. 3 gece sürekli dürttüm yavruyu,sabaha kadar.
Tabi ki hasta çocuk çok zor, ama Nazlı on kat,yüz kat,bin kat zor. Şurup içmek mesele,duş aldırmak, yemek yedirmek,soymak giydirmek,burun spreyi akla gelebilecek her şey sorun. Her biri dakikalar sürüyor. 70 cclik şurup şişesi 2 dozdan sonra yarıya iniyor, ağzını kapatıyor,püskürtüyor,kusuyor. Bişey değil zor bela yedirdiğimiz 2-3 lokma da gidiyor. Bu şurup olayı günde en az 6-7 defa tekrarlanıyor, nasıl bir sinir harbi. İlk etapta ikna yöntemleri deneniyor, mantıkla, lazım-larla anlatıyoruz, sonra tehdit maalesef, sonra zor kullanma. (Biraz iyileşsin normale dönüyor , onun için de kızamıyorum yavruya, hep o birbirine değmesine ramak kalan bademciklerin yüzünden- miş yani, doktorlar hep öyle söylüyor,yutamıyormuş çocuk-). Ama tabii kendi huyu da huy mu,değil tabii ki.
Bu arada kışın geniz etine,bademciğe baktırmıştık, büyük bir problem yoktu,geniz eti normaldi, bademcikler normalden biraz daha büyüktü, yavrunun iştahsızlığı, ona buna, en ufak bir şeyde öğürmesi, terlemeleri, boğazdaki sık viral enfeksiyonlar hep bu iri bademciktendi. Şimdi geniz eti ile birleşince yavruya nefes aldırmadı resmen. İyice bir iyileşelim, hemen acilen ilgilenmemiz gerek bu işle.
Kreş-hastalık ilişkisi de ayrı bir post konusu aslında, cidden çok merak ediyorum,herkes ilk kreş yılını nasıl geçiriyor, bu yılın üstesinden gelmek için ne derece bir cengaverlik gerekiyor..Biz yılın başından itibaren tam 12 adet ateşli hastalık geçirmişiz. 6 ayda 12 kez hasta olmuşuz. Bunun üçü bronşit. Biri el-ayak-ağız hastalığı. İkisinde antibiyotik kullanmışız(biri bronşit diğeri ağır ÜSYE kaynaklı). Diğerleri ateş düşürücülerle en az 3 günde atlattığımız viral solunum yolu hastalıkları. Kreşe başlayınca çok hasta olacaktı biliyorduk, ama bu kadarını bekliyor muyduk, hazırlıklı mıydık.. Hayır.. Bir de Nazlı üç yaşına kadar bir İYE, bir 6.Hastalık geçmişi olan çok turp bir yavru olunca fena bocaladık,afalladık.
Bir de gen mevzuusu var maalesef. Nazlı böyle kreş dönemine kadar hep 'Ooohhh bana benzemiş' nidalarımla büyüdü. Ben şükür ki çok nadir hasta olurum. Çocukken de böyleymiş, yaz kış sokakta olmaktan, öyle kardan buzdan, dondurmadan,havuzdan denizden hasta olan,havadan nem kapan bir çocuk değilmişim. Ama babacık nemin ta kendisiymiş.Çocukken dondurma diye külahta irmik tatlıları yalamış yutmuş.. Bademcikleri alınana kadar da hastalıktan gerçekten hiç kurtulamamış.Fena yani. Ben işin açığı dondurmadan hasta olunduğuna hiç inanmadım, Nazlı'ya da öyle davrandım şimdiye kadar. Ama eğer ki çocuğumun hastalıklarına bu kocaman bademciklerle dondurma ilişkisi sebep oluyorsa, önce kendime bir dur diyeceğim. Bir uzman görüşünden sonra, bakalım ay sonu doktor kontrolümüz var..
7 Haziran 2012 Perşembe
Bir İlk..
Bir süredir akşamları Nazlı'yı almaya gittiğimde bahçede oluyorlar. Bu çok güzel, onun için biraz geç bile gidiyorum,bahçede daha fazla vakit geçirsin istiyorum. İlk zamanlar kapıya yapışık buluyordum kendisini, zamanla biraz daha gerilerde,zaman zaman salıncakta zaman zaman ortalıkta sallanırken. Beni görür görmez de atlıyordu yavru kucağıma,tabi ki sonrasında ben orada onu izliyorken oynuyor bahçede, bıraksam belki saatlerce.
Ama bu hafta beni gördüğü halde oyunundan kalkıp da yanıma gelmedi. Hem de tam iki akşam.İlk defa. Yemin ederim gözlerim yaşardı. Sadece baktı güldü,oyununa döndü.. Bayıldım.. Abarttım belki biraz. Okulda mutlu olmadığını hiç düşünmüyorum ama görmek daha güzel tabi ki..Gördüm, mutlu oldum. Hep görmek hep mutlu olmak istiyorum..
Ama bu hafta beni gördüğü halde oyunundan kalkıp da yanıma gelmedi. Hem de tam iki akşam.İlk defa. Yemin ederim gözlerim yaşardı. Sadece baktı güldü,oyununa döndü.. Bayıldım.. Abarttım belki biraz. Okulda mutlu olmadığını hiç düşünmüyorum ama görmek daha güzel tabi ki..Gördüm, mutlu oldum. Hep görmek hep mutlu olmak istiyorum..
9 Mayıs 2012 Çarşamba
Kızıma Çaya Gittim
Nazlı'nın okulunda anne kız çay partisi yaptık. Okuldan saat tercihi yapmamız için form gönderildiğinde tahmin etmiştim Nazlı'nın çok mutlu olacağını. Benim bir şekilde okulda olmam onu çok rahatlatıyor, çok da mutlu ediyor. Ama bu sefer başkaydı, yavrum uçtu resmen mutluluktan.
Öğretmeniyle gelip beni aldılar,hoplaya hoplaya sınıfa çıktık.Nazlı beni masaya oturttu,sonra gitti çay seçti,erikli-tarçınlı. Sonra tepsiyle masaya geldi, oturdu, kendi kurabiyesini,çayını aldı,bana da sen de kendin alabilirsin dedi:) İki dakikada bir kalktı beni öptü oturdu, iyi ki geldin dedi, sabah da Ela'nın annesi vardı dedi, annecim seni çok seviyorum bile dedi, gözlerini kırpıştıra kırpıştıra gülümsedi sürekli. Sonra kalktı kendi tabağını fincanını yıkadı, sen de yıka dedi bana:)
Bir de ekmek kesme çalışması seçti bana göstermek için, bir dilim ekmeği kesti,tabağına koydu,yedi,bana da malefef sana veremem,kendim için kestim dedi.
Sonra beni öpücüklere boğarak kapıya kadar getirdi öğretmeniyle,yine hoplaya hoplaya.
Akşam da eve şu cümleyle girdi.
Annneeee biliyor musun bir dahaki anneler gününde tekrar gelecekmişsin, Mrs Selin söyledii, ne güzel di mi anneee..
Öğretmeniyle gelip beni aldılar,hoplaya hoplaya sınıfa çıktık.Nazlı beni masaya oturttu,sonra gitti çay seçti,erikli-tarçınlı. Sonra tepsiyle masaya geldi, oturdu, kendi kurabiyesini,çayını aldı,bana da sen de kendin alabilirsin dedi:) İki dakikada bir kalktı beni öptü oturdu, iyi ki geldin dedi, sabah da Ela'nın annesi vardı dedi, annecim seni çok seviyorum bile dedi, gözlerini kırpıştıra kırpıştıra gülümsedi sürekli. Sonra kalktı kendi tabağını fincanını yıkadı, sen de yıka dedi bana:)
Bir de ekmek kesme çalışması seçti bana göstermek için, bir dilim ekmeği kesti,tabağına koydu,yedi,bana da malefef sana veremem,kendim için kestim dedi.
Sonra beni öpücüklere boğarak kapıya kadar getirdi öğretmeniyle,yine hoplaya hoplaya.
Akşam da eve şu cümleyle girdi.
Annneeee biliyor musun bir dahaki anneler gününde tekrar gelecekmişsin, Mrs Selin söyledii, ne güzel di mi anneee..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







