kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2013 Salı

Haftasonundan..

Kurabiye ve bonibon aşkı, kitap keyfi, göksu park..



9 Ekim 2012 Salı

Şu sıra evdeyiz..

Nazlım hasta oldu, yılın ilk hastalığı  çabucak geçsin umarım. Basit bir soğuk algınlığı diyelim.Mevsim kaynaklı. Sonbahar. En gözüme de gönlüme de hitap eden mevsim.. İki gündür okula da gitmiyoruz.Mevsimi değerlendirdiğim söylenemez,evdeyiz genel olarak..Nazlıyla okuyoruz ve de yapboz yapıyoruz..
Baby On The Way diye bir kitap var elimizde, sınıf arkadaşımız Arda'nın annesi Itır ulaştırdı geçen hafta.. Çok teşekkür ediyoruz kendisine,çok beğendik...Aklında şu an hiç olmayan olumsuz duygularla tanışır düşüncesiyle bir kitap edinmemiştim,kardeşe hazırlık aşamasında, bir önceki yazımda da yazmıştım. Bu çok hoş bir kitap, olumsuz hiç bir duygu yok içinde, hamilelik ve de bebeğin gelişini, ilk günlerini, ev halini, annenin ve de ailenin diğer fertlerinin hallerini anlatmış,çocuğun kendi bakış açısıyla da görmesini sağlamaya çalışmış. Nazlı çok hoşlandı,sık sık okuyoruz,kendi çapımızda hazırlanıyoruz kardeşimize..

Evet artık 38. haftanın içindeyiz. Bebek 3100 civarında, 3 ü geçti ya rahatladım artık.. Tarihim hala belli değil, bakalım durumumuza göre bu hafta, haftaya, beklemedeyiz artık:)


20 Temmuz 2012 Cuma

Yavrunun Pinokyo yaklaşımı


Pinokyo'nun sesli kitabını hediye etti bir arkadaşımız. Geçen akşam bir kaç kere dinleyip,bir kaç kere de bana okuttuktan sonra,kitabı kapattı. (Daha da okutmaz büyük ihtimalle, kitaplardaki olumsuz her şeyi reddediyoruz çünkü, yalan söyleme olayı bitirdi bizi). Çekmeceye koydu, yatağına yattı ve yorum yaptı..

           Anne , aslında bu Geppetto'nun bir çocuk yapmasına gerek yoktu, keşke karısını bulsaydı, o zaman zaten o canlı olurdu, periye falan gerek kalmazdı..

5 Haziran 2012 Salı

Okumalık Olmayan Kitaplarımız

Şu sıra pek kitap okumuyoruz,kitaplara ilgimiz epey azaldı. Yaklasık 3 ay öncesine kadar kitaplarla yatıp kalkan bir yavruydu Nazlı. Uykudan önce en az 3-4 kitap okurduk, şimdi 1 kitap yetiyor,hatta bazen hiç okumadan uyuyoruz. Kendi başına da kitaplarla çok uzun süre vakit geçirebiliyordu, biz okurken deli gibi kayda alıyordu,harfi harfine ezberlediği 10u geçkin kitap vardı. Ama ilgiımiz artık çok azaldı,benden de kaynaklanmış olabilir aslında, hamileliğimin başından beri çok az okuyabiliyorum,hatta uzunca bir süre elime kitap alamadım,yavru da okuyan anne görmeyince etkilenmiş olabilir,belki de büyüyor ilgi alanları değişiyor, nedeni her ne ise, şu sıra yeniden alevlendirmeye çalışıyorum yavrunun kitap sevdasını..

İlgimizin hiç azalmadığı kitaplarımız da var tabi ki, ama okumalık olanlardan değil:)

İlki Doğayı Tanıyorum. Kitap bizim için epeyce eski aslında, doktorumuz tavsiye etmişti, 18, 20, 24  aylıkken? Maalesef ki hiç hatırlayamıyorum, bu blog işte biraz da bu yüzden,not almak gibi bir huyum olmamasından. Her neyse kitabı ara ara kaldırıyorum,ortaya çıktıkça günlerce oyalanıyoruz, ben bile epey bir şey öğrendim bu kitaptan. Kitapta her iki sayfa bir konuya ayrılmış, bahçe,orman,tarla,göl... Bir tarafta küçük küçük resimlerle objeler tanıtılmış,diğer tarafta bu objelerin yer aldığı büyük bir resim tasarlanmış. Önce bütün şekilleri tanıyorsun sonra karşı tarafta onları buluyorsun, ama biz çok çeşitli oyunlar yaratıyoruz artık kitap üstünde, Nazlı bana ben ona çeşit çeşit sorular soruyoruz, hikayeler yazıyoruz. Kitabımızdan kareler aşağıda..









Bir diğeri 1001 Hayvanı Bulun. Bu kitap açıkçası beni biraz yoruyor, çünkü sadece Nazlı bulmuyor hayvanları, bir o bir ben şeklinde oynuyoruz ve beşer onar hayvan saymak çok kolay olmuyor,ki Nazlı 1 tane bile atlatmıyor, hepsini tek tek bulup sayıyoruz. Sayfayı çevirebilmek için bütün hayvanları bitirmiş olmalıyız,hatta her sayfada bir ressam  var gizlenmiş, onu da bulmuş olmalıyız.Öyle işte bir ya da iki sayfada kitabı elimizden bırakıyorsak ne ala, ama uzuyorsa Nazlı cidden üzerimde baskı oluşturuyor ve ben de cidden daralıyorum..


Hafıza kartlarımız ve de  eğlen öğren kartlarımız var. Bunlarla ikimiz de çok eğleniyoruz. Hafıza kartlarımız da  epey eski, ara ara kaldırıp tekrar çıkartıyorum, bu konuda gerçekten çok iyi, hem eğleniyor, hem de  hırs yapıyor, ciddi ciddi oynuyoruz yani, başarılı kendisi.  Eğlen öğren kartları çerez mi derler,öyle bir şey işte, arada derede, yolda izde oynuyoruz..






6 Mayıs 2012 Pazar

Bizim Büyük Çaresizliğimiz


Çarçabuk okunan çok dolu bir kitap. Ben Barış Bıçakçı'yı ilk defa okudum.Kitapta çok derin bir dostluk, aşkın da körüklediği bir içsel yolculuk var,bir kendini didikleme,geçmişe uzanma, bol bol da Ankara var, ve ben çok sevdim, dönüp dönüp okudum Ankara'da yaşayan ve şehirde sevecek fazladan bir şeyler bulmaya çalışan biri olarak.. Filmini de ayrıca izlemek istiyorum mekanın Ankara olması sebebiyle..Tunalı, Kale, Ulus, Denizciler, Gençlik Parkı, Anıtkabir, Kediseven sokağı bile var.

İki insanın dostluğu asıl anlatılan, bence aşk geride biraz, aynı kıza aşık olan iki dostun hikayesi. Çetin ve Ender'in. Ender'in ağzından Çetin'e yazılmış uzuuun bir mektup gibi... Dostlukları liseye dayanıyor, geçmişlerinde bir çok şey ortak, mutfakta çok vakit geçiriyorlar, kızıyorlar,kucaklaşıyorlar,dünya kupası maçları izliyorlar, evlerine gelip onlarla yaşamaya başlayan arkadaşlarının kardeşine aşık oluyorlar, bu aşkı paylaşıyorlar da birbirleriyle. Karakter sayısı az,kurgu yorucu değil,yalın,cümleler çok güzel,okuyorsun,bir daha okuyorsun.. Barış Bıçakçı için arka kapakta 'Nefes alır gibi su içer gibi yazıyor' denilmiş, cidden öyle, bu mutfak zamanlarını okurken insanın patatesli sarımsaklı omlet, bol domatesli fasulye,incecik doğranmış pırasa yemeği yapası, yiyesi, göresi geliyor,o kadar yani. Ben yazarın anlatımını,dilini gerçekten çok sevdim,mutlaka başka kitaplarını da okumalıyım. İşte okuyup tekrar okuduğum cümlelerden bazıları,aklınız kitapta kalsın diye.

''Önce aşk vardır.Hatırlamak da,acı çekmek de sevgilimize vereceğimiz çiçeğin fotosentezi de ondan sonra başlar.''


''Benden okumak için kitap önermemi isteyenlerin kalbimi de istediklerini sanıyordum,hala öyle!''


''Hayat tekrardan ibarettir.Hayatın gücü tekrarın gücüdür.Günlerin,ayların,mevsimlerin gücü..''


''Az sonra, soğanları tencereye atmış ,zeytinyağında hışırtılar çıkararak kavrulmalarını seyrediyorduk.''


''Seninle konuşmanın özel grameri: Hemen hemen her cümle 'hatırlıyor musun' sorusuyla biter,ortak geçmişimizin g'si büyük yazılır,eylemlerimizin kipi daima güzel geçmiş zamandır ve Çetin ile Ender'i birbirine bağlayan bağlaçlar saymakla bitmez..''

19 Şubat 2012 Pazar

Bir Yaramaz Fil

Bu seride iki kitabımız var, ilk aldığımız zamanlar çok ilgisini çekmediler aslında. Benim  hoşuma gitmişlerdi ama ben Nazlı'nın çok hoşlanmadığını düşünmüştüm, ta ki Nazlı'yı dedesine bu hikayeyi anlatırken duyana kadar. Gerçekten şaşırdım dinlerken, ciddi ciddi her bir şeyini anlattı.

         Bu yaramaz fiiil, o ay değil güneeeş demiş,çok komik dede yaaa, di mii (kafa dedeye doğu kalkar, kikir kikir kikir...), nası öyle sanabilir kii..


Ben ilgisini çekmedi derken yavru iyi bir yazmış kafasına. Filimiz pek bir sevimli. Aklına her eseni yapıyor gece gece, bütün arkadaşları uyumaya çalışırken o sürekli bir aktivite halinde. Arkadaşı maymun uyarıyor ama bizim fil umursamıyor. Sabah olunca filimiz uyumaya çalışıyor fakat bu sefer o uyuyamıyor.

Fil tekrar yatağına dönmüş ama bir türlü uyuyamamış.Birileri gürültü yaparken uyumaya çalışmak meğer ne kadar zormuş! 

Toplum içinde sorumluluklarımız var, başkalarının hakkına saygılı olmalıyız, özgürlüklerimizi sınırsız kullanamayız   mesajlarını alıyoruz okuyunca.

Ben okumadan almıştım bu kitabı, uykuya geçişte belki kolaylık sağlar diye ama pek bu amaca hizmet edemedi. Bu açıdan kreşlerde uyuyan çocuklar için anlamlı olabilir belki.

Sonuçta biz sevdik, Nazlı'yı yakaladığım bir an,ilki habersiz ikincisinde poz verdi! yavru..

 





8 Şubat 2012 Çarşamba

Az'da çok şey var

Uzun zamandır şöyle yayıla yayıla,çayımla kahvemle,geniş geniş kitap okuyamıyorum.Kış mevsimi,günler kısa,bizim yavru hastaydı,evdeydi,yıl sonuydu,işler çoktu gibi adı sebep aslı mazeret olan bir çok etkenden dolayı kitaplar elimde haftalarca sürükleniyordu. Az'ı elime alana kadar.Ben ilk defa bir Hakan Günday kitabı okudum, sarsıldım,şaşırdım,fena oldum,gözümü kapadım gördüm,açtım yine gördüm,ürperdim,dehşete düştüm. Mutfakta, banyoda, asansörde, çorba karıştırırken, yemek yerken şeklinde okuduum, bitti.




Çocuk şiddeti, hayatın şiddeti, aşkın şiddeti, inancın şiddeti, hırsın şiddeti üzerine, A’dan Z’ye şiddet üzerine, dilin ve yazının şiddetiyle bir roman...







Arka kapaktan bir cümle.Cidden şiddet üzerine bir roman ve bu şiddet bana biraz ağır geldi, hayal gücümün sınırlarına da fazla geldi. İki hayat anlatılıyor kitapta, iki hayatın içinde bir çok hayat aslında. Çok değişik şekilde bağlanmış hayatlar birbirine. Kurguya, anlatıma, bağlantılara hayran kaldım,şaşırdım, bazılarını çok abartılı buldum, bazı şeyler biraz fazla tesadüfi olmuş, o biraz basitleştirmiş anlatımı benim gözümde. İki Derda var kitapta, sonradan birleşen iki ayrı hikayenin kahramanları.

Okurken merak içinde oluyorsunuz sürekli ve bence kesinlikle devamı hakkında bir fikriniz olmuyor, onun için çok sürükleyici ve şaşırtıcı. Onun için çok güzel okutuyor kendini.. Sarsılmak,şaşırmak için, yazarın yaratıcılığı dilinin çeşitliliği, hayal gücünün ve şiddet algısının sınırlarını görmek için okunmalı.