günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2014 Perşembe

Bir garip gece..

Biz dün gece ilk defa İpekle yalnızdık evde. Babamız şehir dışında, Nazlımız da iki gün okul olmayınca babannesine gitti.  Yazdan tecrübemiz var aslında, bizim kızlar pek ayrı kalamıyorlar, İpek evde, Nazlı gittiği yerde birbirlerini düşürmüyorlar dillerinden.

Dün de eve geldiğimizde bir kriz yaşamayalım, İpek ablam nerede diye tutturmasın diye (açıkçası maalesef İpekin tutturabileceği ve uzuuuuunnnca ağlayabileceği durumların hiiç oluşmamasını sağlamaya çalışıyorum.Aslında yanlış farkındayım ama, öyle ciddi ciddi ağlıyor ki, sinirleniyorum valla elde değil) okuldan sonra biraz eczanede oyalandık, sonra da yakınlarda bir arkadaşımıza gittik, eve 9 civarı geldik. Ablan nerdeymiş falan konuştuk ama çok sorun olmadı uyuduk.

Gece saat  02.40. 'ablan* gelsiiiinnnn, ablan gelsiiiinn' . Tam bir saat. Uyumıcaam, ablan gelsin, ayakta duralım, kucağına al, masal anlat, saçımı okşa.. Dolaştık bir süre, kucağımda, Sonra 'İpekcim çok yoruldum dinlenmem lazım, ben oturayım, sen yine kucağımda ayakta kal dedim, ikna oldu biraz. Ama bu arada durup durup başlıyor ağlamaya. Bu arada ben kararlar veriyorum, bir daha kimse bir yere gitmeyecek, ne gerek var değişikliğe, oturalım hep beraber evimizde paşa paşa diye, kafamda deli saçması dünya kadar şey oluşup,yok oluyor - sonuçta annelik biraz paranoyaklık- şimdi bu böyle ağlıyor ya, bizim kıza bir şey oldu da bu yavruya malum mu oldu, böyle daha dillendirmek istemediğim anlamsız senaryolar.. (Sabah büyük yavrunun sesini duyana kadar da içimde bir yerlerde bir ağırlık taşıdım, o 'anneciiim günaydın'la da hafifledim kuş gibi.)  En son öyle sızmışız kucak kucağa.. Sabah oldu. Sevindim. Bir hara güre uyandık çıktık evden,sonrası rutin hayat.


* n ve m harflerini sahiplik eki olarak tam ters kullanıyor bizim ufaklık:)

5 Eylül 2014 Cuma

Empati ve Çocuklarda vicdan gelişimi


Benim kız pek bir hassas, duyarlı falan ama sanki biraz vicdanı az gibi diyordum ki,  çocuklarda vicdan 5 yaşından itibaren gelişmeye başlıyormuş, öğrenmiş oldum. Bu genlerle ilgili bir durum değilmiş, geliştirilebilirmiş.

Yapılacak şeyler de aslında hepimizin normal hayatta yaptığı, yapmaya çalıştığı basit şeyler.
Bu 6 yaş döneminde aynı zamanda çocuklar empati yapabilmeye de başlıyorlar. Zaten vicdani duygular da empati yeteneği ile gelişiyor.. Rutin aile, okul,sosyal hayatlarının içinde bir şekilde öğrenecekler tabi ki. Belki çok klasik ama bu yaşadığımız şartlarda vicdan gelişimini daha bir önemsiyorum..  Onun için de rutinimizden fazlasını yapmaya çalışıyoruz bir süredir.

          Daha fazla paylaşmaya çalışıyoruz mesela. Eşyalarımızı, yiyeceklerimizi, oyuncaklarımızı.. Başka insanlarla ve de hayvanlarla.. Kek yapıyoruz bu bize çok sanki, tüketemeyebiliriz diyoruz, komşularımıza götürüyoruz.. Ekmekleri ufalayıp poşetliyoruz, kuşlara götürüyoruz. Oyuncağı ve kıyafet paylaşımını henüz düşünüyoruz aslında. Çünkü kıyafetlerimiz küçülünce İpek'in olacakmış, oyuncaklarımızın da hepsiyle oynuyormuşuz.
          'Sen olsaydın' larımızı çok artırdık. Ben zaten İpek'le olan ilişkimizde çok sık kullanıyordum, şimdi başka insanları, hayvanları ve hatta kendimi de ekledim. Bol bol 'sen olsaydın ne hissederdin' diyorum Nazlı'ya.
            Doğaya ve doğada var olan her şeye karşı duyarlı olmaya hep çalışıyorduk kendimizce, şimdi Nazlı İpek'e de öğretmeye başladı.. Bahçede dakikalarca karınca falan izliyorlar, onlara toz şeker veriyorlar, evlerine götürmeleri için. Balkonda kuşlara su koyuyorlar, bulgur döküyorlar avuç avuç:)
           Sonra geri dönüşüme de daha fazla önem vermeye çalışıyoruz ( kreşe giderken okulumuz sayesinde farkındalığı daha fazlaydı bu konuda) .Evdeki eczanedeki pilleri topluyoruz, şişeleri, kağıtları ayırıyoruz, birlikte atıyoruz.
           Etkinlik yaparken, kağıt kesip biçerken, eczanede kullan-at bardaklardan kullanırken hep ağaçları düşünüyoruz..




Kendimizden başka varlıkları düşünebilmekle beşlıyor aslında bir çok şey. Bu dünyanın sadece bizim için değil bütün canlılar için döndüğünü  farkettirmek gerekiyor çocuklara. Ben bu son yıllarda yaşanılan bir çok olumsuzluğu, bu anlamsız kin, nefret, taraf olma hallerini, aynı olumsuzluğa bir tarafta olunca üzülünüp, bir tarafta olunca kayıtsız kalınabilme olayını, bu 'kimseyi sallamam,ben kendi hayatıma bakarım' umursamazlığını, bu doğaya ve canlılarına olan duyarsızlığı, çocuk istismarını, kadına olan şiddeti hep kazandırılmamış empati yeteneğine bağlıyorum.
Geçen göl kenarında kurbağa hedef alıp vurmaya çalışan bir arkadaşıma 'ileride uzaylılar gelip sana kendi dünyanda taş atmaya çalışıp,eğlenecekler' dedim. Sanırım komik buldu. Belki olmayacak şey, ama hiç komik değil bence. O göl kurbağaların.
Çocukken öğreniliyor bir çok şey. Çok büyük sorumluluklarımız var. Çocuklarımın sadece kendilerini mutlu eden, bencillikleriyle gurur duyan, vefası vicdanı eksik yetişkinler olmaması için ben elimden ne geliyorsa yapmaya çalışıyorum. Başka yol bilen varsa söylesin. Gerisi de onlara kalmış. Umarım yıllar sonra da okurlar, 'öğrenmişiz di mi anne, fena değiliz yani' derler :)

3 Temmuz 2014 Perşembe

Önce Sağlık

İnsan sürekli birşeyler öğreniyor ya hayatta, ya da bildiklerini hatırlatıyor ya hayat, bir çok şeye boşuna daralıp bunaldığımı , kendime boşuna gereksiz stres kaynakları ürettiğimi biliyorum aslında. Ama insanım işte yapıyorum. En önemli şey ne ? Tabii ki sağlık.

Geçtiğimiz hafta hatırladığım en eski arkadaşımı ziyarete gittim. Hastaneye. Şu an iyi çok şükür. İnşallah daha iyi de olacak. Yıllar var uğraşıyor bir illetle, alt ediyor gene geliyor döngüsü. Bu sefer son oldu inşallah, artık çok iyi olacak. Çok da iyi gördüm kendisini. Hasta ziyareti kısa olur normalde ama biz saatlerce oturduk, sıkılıyorum zaten dedi, bana da gün doğdu, geçmişi andık bol bol, çocukluğumuzu konuştuk, yakın geçmişimizi, sonra tatil planlarımızı..

İşte böyle içimde sebepli bir sevinç.. Sağlıklı, mutlu, bol hayalli, bol şükürlü insanlar olabilmemiz dileğiyle :)





16 Haziran 2014 Pazartesi

Leyleği Havada Görmek

Ne güzel bir deyimdir değil mi?  Ben her baharda gözüm havalarda gezerim, bir leylek göreyim uçarken de bol bol gezeyim bu sene diye.. Gezmek arzusu genlerimde var. Kesin. Ev hayatımı da severim pek tabii ama yine de gözüm de gönlüm de hep dışarılardadır (Bu kadar da evcimen bir kocayı nasıl da bulmusum bir muamma tabi.).

Özellikle de çocukları çiftledikten sonra mümkünse olabildiğince dışarıda olayım. Hiç olmadı yavrularımı alıp eczaneye gideyim, ama evde az bulunalım, dolayısıyla evin altını üstüne daha az getirelim, daha az dağılalım,daha az dağıtalım. Onun için yaz geldi pek bir mutluyum. Tabii şöyle daha farklı bir şehirde yaşasam, yıllar önce hayalini kurduğum gibi bir sabahtan eczaneye gelmeden önce, sonra bir de akşam çıktıktan sonra deniz yapıp günümü öyle sonlandırsam daha da mutlu olurdum ama şehrim belli, gayet kurak ve de gayet çorak. Bu şartlarda kendime sürekli fırsatlar yaratmaya calışıyorum çocuklarla dışarıda olmak da çok kolay olmuyor tabii, ama evdeki kadar daralıp bunalmıyorsun, üstüne bir de evin o sürekli ortasına bomba atılmış haline de stres olmuyorsun.

Velhasıl havaların bu halini seviyorum. Bu sene de leylek görmedim ama görmüş gibiyim, bolca geziyorum diyerek geri dönüş sinyalleri verip kaçıyorum. Pek pozitif bir pazartesi bugün, stressiz,sıkıntısız. İçimde de sebepli bir sevinç. Çok eski bir arkadaşımla, belki de en eski arkadaşımla çok keyifli bir konuşma yaptım bugün. Ayrıntılarla döneceğim. Bu arada siz de biz de rutinimizle mutlu olarak kalalım..


6 Kasım 2012 Salı

Koş Anne Koş..

Ağlıyoooo, koş anne koş, ağlıyoo..  Anneeee gelmen lazım, bana yardım etmen lazım .. Anneee koşmalısın, acıkmııışşşş.. Anneee tuvalete gidiyorum, koooşşş...

Nazlı şu sıra evde bu tarz cümlelerle dolaşıyor. Anneyi sürekli bi kendine bi kardeşe koşturtuyor. İşin aslı anne de sürekli koşma eğiliminde, özellikle de Nazlı'ya.. 

Evet acayip hassasım Nazlı konusunda, kendimi tahmin ediyordum aslında. Yine de bu kadar her hareketini takip edip  sürekli bu hareketlere anlamlar yüklemeye çalışmam da normal olmasa gerek.. Gerçi şu sıra okuduğum kardeşsiz 4 yaş annelerinin ortak sıkıntılarına ortak oluyorum genel anlamda, geçen hafta Zeynep'i, Başak'ı ve de Günün Çorbası'nı okuyunca acaip rahatlayarak mutlu oldum açıkçası..  Çünkü benim Nazlım da uzunca bir süredir benzer durumlar yaratmakta.. Biz bizim yavrucağın bu 4. yaşına bir de kardeş kavramı ekledik.. 

Evde kriz kriz üstüne yani.. O da biz de idare ediyoruz şimdilik, her şeyi doğal karşılamaya, büyütmemeye çalışıyoruz.. Ama çok ağlıyor, cidden çok.. Ve sürekli küsüyor, cidden sürekli..  Bense genellikle soğukkanlı ve de sakinim.. Ağlaması bitene kadar ilgilenmemeyi tercih ediyorum, ve yavru evde bulunmayan herkesin adıyla ağlamaya başlıyor.. Dayııııı, halaaaa, dedeeeee, Beyda Teyzeeeeee ..  Hatta arada gelip bana ' annee dayım mı daha yakında teyzem mi ' diye de soruyor, yakındaki kimse onun adıyla ağlayacakmış. Gözündeki yaş da ayrı bir mevzuu, daha önce de yazmıştım, illa akacak o gözyaşı,yoksa daha fena ağlıyoruz.. İşte ben bu aşamalarda sabrımın sınırını öğreniyorum, yavru da bence değişik bir haz duyuyor.. Küsme konusu daha farklı, o zaman ikna etme ihtiyacı duyuyorum, uzuuun uzuuun anlatıyorum, bazen boşa,ama yine de anlatıyorum.. 

Bir de tahammülde acayip zorlandığım, itirazlar ve de anlamsız oyalanmalar var. Yemek olayımız mutlaka itirazla başlıyor ve çok uzun sürüyor, giyinmemiz,soyunmamız, tuvalet banyo işlerimiz ve de tabi ki evden çıkma seramonimiz.. Çok yorucu oluyor açıkçası, evde bir bebekle daha da zor oluyor.. Her sabah uyandıktan ancak 1,5 saat sonra zar zor kapının önüne koyuyorum kendisini, ve bu arada sadece kendisiyle ilgileniyorum, sabrım yetmiyor genelde ben giydirip,yediriyorum, bu hızı ancak yakalayabiliyoruz düşünün.. Oysa kendi giyiniyordu,yiyordu bir aralar, ama şu an bu işleri de ona bıraksam, ancak öğlene çıkabilir sanırım evden.  

Bu arada bebekimiz anne sütü sarılığı adı altında bildiğimiz sarı bir bebek.. 3 aya kadar böyle gidebilirmiş, onun dışında kimseye bir zararı yok yavrucukun, gündüzleri bol uyuyup geceleri uyanık kalıyor, bunun düzenini ben oturtacağım sanırım. Şimdilik bir müdahalem yok.Ama doktorumuzun dediğine göre gündüz 1 dakika fazla uyku,geceden 10 dakika eksiltirmiş.. Zamanla müdahale gerekebilir yani.. Bu da Nazlı gibi emzik almadı şimdilik, ama çalışmalarım devam edecek.. 
Ağlayan Nazlı, okul yolunda ağlamak üzere olan Nazlı ve de okuldan gelip kardeşe koşan Nazlı aşağıda, küsen Nazlı çekmemişim hiç, bir başka zamana artık:)





10 Eylül 2012 Pazartesi

Ben ve Braxton Hicks Kasılmalarım

Gebelikte 34.  haftaya gelmiş bulunmaktayız. En son 32+1 de kontrolüm vardı, 11 kg almışım,bebiş ise 1900- 2000 g civarında. Baş çevresi ve femur boyu 2 hafta ileride,karın çevresi biraz geride görünüyor,ince uzun ve de koca kafalı bir bebek olacak herhalde:)

Nazlı'yı beklerken tam da bu haftada rutin kontrolüm sırasında, hiç bir sıkıntım,şikayetim yokken, NST incelemesinde gayet ciddi boyutta kasılmalarım çıkmıştı.O kadar yoğun kasılmalara rağmen hiç ağrı hissetmiyor olmam doktorumu şaşırtmış,cihaza olan güvenini sorgulayıp beni tekrar tekrar cihaza bağlamıştı ve aynı şiddetteki kasılmalarla karşılaşmıştık. Bir gece hastanede yatıp, bebeğin akciğerlerinin gelişmesi ve de benim kasılmalarımın durması için ilaçlarla yüklenip, sadece çok gerekli hallerde ayağa kalkabileceğim bir istirahat raporuyla eve dönmüştüm. Uzun bir süre de ilaç kullanmak zorunda kalmıştım.. Ama yavruyu 38+2 olana kadar içerde tutmayı başarabilmiştim..

İşte büyük ihtimalle bu yüzden ben sürekli bir ağrı hissiyatı içindeyim, sürekli gidip bi NSTye bağlanasım var. Doktorum da bu geçmişimi ve de benim ağrı eşiğimi bildiği için her aradığımda gel bir bakalım diyor, bir 10 dakika cihaza bağlanıp, oh be bişe yokmuş diye rahatlayıp dönüyorum..

Şu sıra ne bizimkiler ne de babannemiz Ankara'da. Bu da benden çok babayı geriyor, doktora her giderken daha doğrusu bu yalancı ağrıları hissettiğimi her söylerken, e şimdi ne olcak, ya yatarsan yine, Nazlı nerede kalacak tarzı rahat gebeyi strese sokacak cümlelerle, ailelerin evlerine dönmelerini bekliyoruz, biraz daha geç kalırlarsa bu yalancı ağrılar gerçeğe dönüşecek, olacağından değil, kocamın stresinden doğuracağım :)

Bu arada Nazlı kardeşe dair hayaller kurmaya başladı, akşamları babayla uyumaya başladılar hafiften, uyurken de babadan kardeşli masallar talep etmekte, Nazlı ve kardeşi parkta, Nazlı ve kardeşi Cepa'da, Nazlı ve kardeşi tatilde....


2 Eylül 2012 Pazar

Paylaşım Günü..

Yavru 19 Eylül'de tam bir yıldır kreşe gidiyor olacak. İki ilkimiz var, cuma günü yaşanan ve aslında çok geç kalınmış olan. Cuma günleri paylaşım günü, o haftanın konusuna uygun bir şey seçip götürmek gerekiyor okula. Biz maalesef hiç bir paylaşım gününde bir şey götüremedik. Nazlı hiç istemedi. İlk zamanlar biraz ısrar eder gibi oldum, ama sonra hiç karışmadım,ben söyledim o hayır dedi, olay bitti. Amaa bu hafta başında Nazlı'dan teklif geldi,
     Anne, paylaşım günü ne zaman?
        Cuma günü annecim, ne oldu?
     Ben Melek'i götürmek istiyorum da okula.
         Yaaa, tamam tatlım, götürelim.(Bu arada Melek bebeği, ben de içimden sevinç çığlıkları atıyorum..)
     Kaç gün var yani?
          3 gün annecim..

Ben öğretmenlerine söyledim, aslında p sesiyle başlayan bir objeydi götürülmesi gereken.Aman Nazlı getirsin dert değil dedik,beraberce, cuma sabahı da kendisini Pink Baby yaptık Melek hanımın, isabet oldu. İşte evden çıkarken mutlu yavru.


Umuyorum yavru bu sene paylaşım zamanlarına da katılacak.

Veee cuma gününün beni ağlatan cümlesi ( sulu gözlülüğün doruğunda bir hamile olarak,cümle bitmeden sulandım). Okulun bahçesine girdik, içeri doğru yürüyoruz...

       Anne bak ağlıyor gibi bile olmadım,gördün mü?

Diliyorum ki çooook gönülden, bu yıl böyle devam etsin, yavru ağlamasın sabahları , anne de üzülmesin.

7 Haziran 2012 Perşembe

Bir İlk..

Bir süredir akşamları Nazlı'yı almaya gittiğimde bahçede oluyorlar. Bu çok güzel, onun için biraz geç bile gidiyorum,bahçede daha fazla vakit geçirsin istiyorum. İlk zamanlar kapıya yapışık buluyordum kendisini, zamanla biraz daha gerilerde,zaman zaman salıncakta zaman zaman ortalıkta sallanırken. Beni görür görmez de atlıyordu yavru kucağıma,tabi ki sonrasında ben orada onu izliyorken oynuyor bahçede, bıraksam belki saatlerce.

Ama bu hafta beni gördüğü halde oyunundan kalkıp da yanıma gelmedi. Hem de tam iki akşam.İlk defa. Yemin ederim gözlerim yaşardı. Sadece baktı güldü,oyununa döndü.. Bayıldım.. Abarttım belki biraz. Okulda mutlu olmadığını hiç düşünmüyorum ama görmek daha güzel tabi ki..Gördüm, mutlu oldum. Hep görmek hep mutlu olmak istiyorum..

3 Mayıs 2012 Perşembe

2. Trimestere Hoşgeldimm

Rahata erdim diye umuyorum. Nazlıdaki gibi olacaksam eğer ki olayım lütfen, çok güzel bir 3 ay geçirmeyi düşlüyorum..

Vücudum hazırlıklarını tamamladı artık, bebişi de ben beslemeye başladım, daha dikkatli olmalıyım, doktorum Nazlıda   ' Tek bir şey istiyorum her sabah bir yumurta ve yanında portakal suyu. ' demişti. Bunu uygulamaya başladım.Yumurta tüm besinler içinde cidden en kaliteli proteine sahip, C vitamini de protein emilimini ve de yararlanımını artırıyor. Ben de bunun dışında haftada bir balık yemeye bir de süt içmeye çalışmıştım. Aslında bebiş anneyi resmen emiyor,biraz kendimiz için beslenmemiz gerekiyor, ben de demirimi ve kalsiyumumu desteklemeye çalışıyorum.

Bunun dışında asıl isteğim her şeyi yiyebilmek, geçirdiğim 3 ay kuru ıvır zıvır ve meyve yiyebildim. Benim için bu dönem özgürce her istediğimi hatta hayal ettiğimi sınırını miktarını çok da düşünmeden yiyebilme dönemi. Bu bile  beni gayet mutlu ediyor şu an.

Bir diğer beklentim gerginliğimin, sinirliliğimin azalması yönünde. Tahammül sınırım çok düştü, Nazlıyla zorlanıyoruz bu konuda biraz. Ben gerildikçe o da inatlaşıyor benimle. Pek alışkın değil tabi bağıran çağıran bir anneye. Ama maalesef  biraz bu durumdayız,zaten çok inatçı bir çocuk (artık inatçı demiyor uzmanlar, çok güçlü bir karakter diyorlar), ben sakinliğimi koruyamadıkça, o da dediğim dedikliği konusunda ısrarcı oluyor.. Bu ayrı bir post konusu, böyle yuvarlanıp gidiyoruz diyelim, konuyu kapatalım..

Bir de kan hacmindeki artıştan dolayı burun tıkanıklığım ve de baş ağrım oluyor ki şimdilik üzerinde durmuyorum, ama 4 adet Parol ile geçirdiğim günlerim ve de  3-4 kez uyanıp burnumu temizlemeye çalıştığım gecelerim olmuyor değil. Olsun. Dert etmiyorum. İyiceee büyüyene kadar iyiyim, rahatım.

Bunlar benim ruh ve beden hallerim, bebiş ise geçen hafta 7cm di. Kendini gösterebildiği kadarıyla doktorumuza ' Bir kızdan daha iyisi nedir, iki kız.' dedirtti, bakalım bir daha ki ay daha netleşecek. Tabi ki sağlıklı olsun fark etmez cinsiyeti, ama ben iki kızım olsa gayeeeet mutlu olurum, iki kız kardeş de çok iyi arkadaş olur bence ilerde. Yani bence uygun:) Hayırlısı neyse o olsun diyorum bu konuda. Şimdi ellerini kollarını oynatmaya da başladı kendisi, bize de kollarını çapraz yapıp yüzünü kapatarak poz bile verdi, tat alma duyusu gelişti,tatlı şeylerle karşılaştığında nımnımnım yutkunmaya başladı, bize de hissedebileceğimiz hareketlerini beklemek kaldı.
Bekliyoruz bakalım...


1 Mart 2012 Perşembe

Kes-Yapıştır

Bugün tatildi ya, Ankara karlar altında ya biz de Nazlıyla genel olarak evdeydik. Bir ara çok sevgili ekmek teknemize gittik ama baktık ki bugün hava sadece bizim değil herkeslerin dışarıya çıkmasına engel olmus, gelen giden yok, yavruyu da oyalamak zor küçük alanda,kendimizi tekrar eve attık.

Bütün gün yapıştırdık, kestik yapıştırdık, boyadık yapıştırdık, yuvarladık yapıştırdık, tutkal,bant,magnet hepsini kullandık,kapılara,buzdolabına,dolaplara her yere yapıştırdık.. Önce yavru kendi kesti yapıştırdı, sonra anne kesti yavru yapıştırdı,sonra boyaya bulandık,en son pamuklandık,temamız genel olarak gündemimiz de olan kış ve kardı.
İşte eserlerimiz...


Burada dikkati kardan adamın ayakkabılarına çekmek isterim,yavrunun özel isteği.Bir de sokak lambaları, biri kısa biri uzun olmalıymış..




Bizim çocukluğumuzun pamuktan karları ve kardan adamı, herhalde ilkokul bitene kadar her kış mutlaka bir kere yapılırdı, Nazlı kız da çok sevdi, hali hazırda onlarca kar tanemiz var,bakalım ne zaman nereye yağacaklar..


Ve rengarenk ellerle günün en mutlu anı. 

Bu eserin maalesef fotosu yok,çünkü kağıt kuruyamadan yırtıldı.

( Yarın da tatilmiş, niyetim yavruyla işe gitmek, oyalayamadığımı düşünüyordum ya, kesin oyalarım,evdekinden daha kolay oyalarım, yazınca farkettim, bence oyalarım..)

25 Şubat 2012 Cumartesi

Anneee evlen..

Annee senin evlenmeni istiyorum ben
      Nasıl yani annecim, nasıl olacak o?
Yani gelinlik giyeceksin işte.
      E kiminle evlenicem annecim ben?
Babamla tabi kii
      Annecim biz evliyiz ya zaten.(Anne hiiiç birşey anlamaz,saf saf kendince anlatmaya çalışır)
Ya ben istiyorum,siz evlenin ben kırmızı sandalyelerde oturayım..(ağlamalar başlar, ne diyeceğini bilemeyen anne, sakinleştirmeye çalışır, kapının önüne gidilmiştir,evlenmeye gitmek için kapı açılmaya çalışılır)

Nazlı dikkat dağıtma yöntemi ile zor sakinleştirilir, unutur ya da unuttuğu sanılır. Aynı akşam babannesine anlatırken anne kulak kabartır..
     Babanne, ben anneme evlen dedim.
          Aaa neden öyle dedin?
     Çünkü babanne ben kardeş istiyorum, bazen sıkılıyorum,oyun oynarız,onu uyuturum,minik olur kucağıma sığar........daha bir çok şey.

      Yavrunun mantık böyle, insanlar evlenir çocukları olur..

      Şifreli anlatım, ima, dolaylı yoldan isteme ya da eğitimsizlik:)) artık kim ne derse, ben ciddi ciddi şaştım kaldım yavruya.

      Amaa bu dolaylı isteği ciddiye aldım mıı,yo yo yo hayırrr hayır almadım.

24 Şubat 2012 Cuma

Hafta Bittiii




Mutluyum bittiği için, bu hafta yaşanmadan bitmiş gibi. Çok yoğun çalışmadım, hiiiç birşey okuyamadım, hiiiç gezemedim, kimselerle görüşmedim, öyle boş boş bomboş bir hafta geçirdim.

Bu ruh hallerimi hiiiç sevmiyorum, bu boşluklarımı da sevmiyorum, oturduğum yerde rahat edemiyorum,bir huzursuzluğum var, sevdiğim bir insanda hoşlanmadığım ve de beklemediğim bir duyarsızlıkla karşılaştım,onun verdiği bir iç sıkıntısı var belki, kilo aldım,kıyafetlerim bile rahatsız geliyor bana, pantolonlar göbeğimi tıkış pıkış yaparken, ruhumu da sıkıştırıyor sanırım zaman zaman..

Hafta sonu rahat kıyafetlerin,evin,zamanın,yavrunun da verdiği bir relaxlık kaplar umarım bedenimi de ruhumu da.. O yüzden yaşasın hafta bitti. Herkese mutlu hafta sonları..

Kendime de böyle hafiften yayılmalı,evde,sıcak sıcak, mayışmalı ve de bol okumalı bir hafta sonu diliyorum.



13 Şubat 2012 Pazartesi

Bu Sabah

Anneee, okula gitmek zorunda mıyız?
      Evet tatlım, tatil bitti.
Bak anne benim bir fikrim var, bir gün okula gidelim, iki gün tatil yapalım, bir gün okula gidelim, sonra yine tatil. Çok güzel olur bence, hı, ne dersin?


Anneee kucak.(Apartmanda merdivenlerdeyiz)
       Annecim, artık büyüdün ya, elele inebiliyoruz merdivenlerden.
Evet biliyorum, ama önceki geçen gün ayağımı burkmuştum ya, şu an biraz acımaya başladı sanırım.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Sabır mı,hoşgörü mü,umursamazlık mı,ihtiyacım olan ne benim??

Bugün kırk türlü dil dökmelerime,çeşitli ikna çabalarıma,bin dereden getirdiğim sulara rağmen bizim yavruyu evden çıkaramadım. Böyle bir çocuk olabilir mi ya,her hafta sonu evde kalma pazarlıkları yapıyoruz, genelde ben kaybediyorum ve günü evde tamamlıyoruz.Her hafta sonu karar alıyorum,o isteyene kadar ben hiç bir teklifte bulunmayacağım diye ama işte dayanamıyorum..

Oysa dün akşamdan bütün hazırlıkları yapmıştık,uyurken konuşmuş,plan yapıp,anlaşmıştık.Sabah uçtu gitti hepsi.Kahvaltıdan sonra tiyatroya gidecektik,Pembe Kurbağa'da Hiçyemez Prenses adlı oyuna.Aslında biz daha önce de gittik,güya gittik,kapısından giremedik.Nazlı girmek istemiyorum diye tutturup,hiç bir şekilde ikna olmadı.Biraz kalabalık gitmiştik,önce kapıda sonra içeride bekledik Nazlı'nın arkadaşlarını,böylelikle dinlemiş olduk oyunu.Radyo tiyatrosu gibi oldu.Neyse sonuçta Nazlı girmedi ama oyunu anladı,korkacağı birşey olmadığını anladı aslında,bütün hafta replikleri tekrarlayıp durdu,gördüğü herkese oyunu anlattı.Bi daha gidelim,izleyelim bu sefer,anneannem de gelsin,dayım götürsün falan iyice yerleşti sandım ben bunun kafasında.

Olamamış ama.Akşam yatarken bi heves gidelim dedi ama sabah yerinden kıpırdamadı. Mikroplar varmış,bir prenses görmek istemiyormuş,gürültü olurmuş ve dinlemek daha eğlenceliymiş. Olay budur,ne dediysem kandıramadım,bir avm ye gidip kum boyama yapmayı,kuğulu parka gitmeyi,D&R a da uğrayıp bakınmayı, kitap da almayı. Çok da canım istemiyor,yeni kitap aldık,hava soğuk,gitmesek de olur tarzı cümlelerle alt etti beni.Çıkmadık sonuçta.

Kuğulu parkı yarına bıraktım,avm olayını sevmiyorum,hastalık mevsimi tam,hafta sonu kalabalığı çok fena.

Yavruyu sosyalleştirme çabalarım evde devam ediyor zorunluluktan.Arkadaş ağırlıyoruz. Bana hava hoş. Sohbet,muhabbet,çay, börek,kek. Gayet mutluyum ben evde. Nazlı da mutlu. Böyle demek lazım(mı).

Yoook bence devam.En kısa zamanda tekrar.