28 Aralık 2012 Cuma

Anne sütü ve emzirme üzerine..

Herkes ikinci çocuklarını ilkine göre çok daha rahat büyütürmüş.. Öyleymiş.. Bizde durum tam ters.. Yavrucuk doğdu doğalı pür telaş halindeyiz.. Yaklaşık 50 gün süren bir sarılığın ardından viral bir öksürük, ardından bronşiolite ramak kalan bir öksürük şimdi de kilo alımı ile ilgili bir sıkıntımız var.. İlk ay çok güzeldi kilo alımı ama 2.ay yarı yarıya azaldı.. Öyle çok güzel emen bir çocuk değil.. Dakikaları sayıyorum resmen, büyük yavru bitirene kadar emerdi.. Yani kendiliğinden doğal bir düzenimiz olmuştu.. Şimdi bir uğraş içersindeyiz.. İlk olarak sık sık verdim..  Olmadı.. Sonra acıkmadan emzirdim diyerek, saatli, acıkmasını bekleyerek emzirmeye başladım. Sanıyorum yine olmadı.. Şimdi mama takviyesi yapacağız.. Ama bence sıkıntı sütümde değil, yavrunun emmesinde.. Bakacağız bakalım mamaya nasıl tepki gösterecek..

Bu aşamaya kadar çok sevgili doktorumuz, aslında bizim için doktordan daha fazla kendisi, adını koyamadım şimdi ama her konu ve her anda destek tam destek Alev Hanımın tavsiyeleriyle geldik.. Şimdi onun notlarından alıntılar yazacağım.. Benim çok işime yarıyor çünkü bu notlar.. Nazlı'yı büyütürken bu tarz bilgilere çok ihtiyaç duymuştum.. Nazlı uzun uzun uyurdu ve ben de sürekli stres yapardım, uyandırsam mı acıkmış mıdır, emzirsem mi..  (Oy ya bu kız ne uyuyor, ne emiyor ablası gibi..  )

** Anne sütü 15 günden sonra olgunlaşmaya başlar, 2 aylıkken tamamen olgun süt haline gelir.

       Bir haftadan sonra ayda 750-900gr kilo alır.

       Anne için acı, kahve, kola yasak. Süt yerine kefir, yoğurt,peyniri %50 artır. Balık ve eti  %20-30 artır.

       15 günden sonra her ağladığında emzirme olayı biter. Memeyi emzik, uyutucu,susturucu,sakinleştirici olarak kullanmamak gerek.( 15 günden sonra emzik verilebilir )

       Bebekler aktif,gözü açık, uyuklamadan emdiyse genellikle 1,5 saatten önce acıkmaz, 1ay bitince asla 1,5 saatten önce acıkmaz.

       Bir memeden gelen sütün %90ını 4-7 dakikada emer, bir memede(15 günden sonra) 20 dakikadan uzun kalmasına genellikle gerek yoktur.

       Anne memesi 2 saatten önce dolmaz.

       15gün-1ay arasında bebekler gündüzleri 4 saat, gece 5 saat açlığa dayanır, 1ay bitince bu süre 6 saate çıkar. **

        Fotoğraf hastanede ilk günden...

26 Aralık 2012 Çarşamba

24 Aralık 2012 Pazartesi

Doğum günü..

Canım kızım 4 yaşında... Büyüyor.. Bir yandan büyümesini izlemek mutlu ediyor beni, bir yandan da  geçen her gün bir gün önceki yavruya  özlem duyuyorum.. Bir çeşit doyamamazlık var..Ne değişik şeyler hissediyor insan yaşı ilerledikçe.. Yanımdayken bile değişik bir özlem duygusu var içimde..

Bundan sonrası kızım sana..

Şu sıralar en çok kitap okutmayı seviyorsun, bir de puzzle yapmayı.. İpek'i öpmeyi.. Okula gitmeyi.. Arkadaşlarını.. Babanla Galatasaray marşı söylemeyi.. Dedenle boğuşmayı.. Babannenle Aç kapıyı bezirgan başı oynamayı..Anannenle komşuculuk oynamayı.. Dönen etek giymeyi..Çeşit çeşit taç takmayı.. Nokta birleştirmeyi..Hepimizin isimlerini yazmaya çalışmayı.. Kurabiye yapmayı.. Bol bol küsmeyi seviyorsun bir de.. Evde olmayan kişilerin ismiyle de uzun uzun ağlamayı..

Nice mutlu senelere güzel kızım.. Hastalıksız, sağlıklı, mutlu, huzurlu güzel bir yıl diliyorum hepimize..

Hep mutlu ol istiyorum yavrum benim.. Her anını dolu dolu yaşa, her günün bir öncekinden güzel olsun.. Senin için yapmak istediğim en büyük şey bu. Dolu dolu, mutlu yaşayabilmeyi öğrenebilmen.. İyi bir insan olman.. Kendini sevmen, hayatı sevmen.. Yaratılanı sevmen,yaratandan ötürü:)

Güzel gözlerin,güzel yüzün hep güler umarım..


16 Aralık 2012 Pazar

Huzur..

Aylardır elimde sürünen pek sevgili Marquez kitabını Nazlı İpek'e okuyor..  Uyusun diye..  Şimdi ikisi de uyuyor, uzun bir ara oldu, öksürmediler, ben de huzur doldum, umarım sabaha kadar rahat uyurlar..


Herkese sağlıklı bir hafta diliyorum..




7 Aralık 2012 Cuma

Yemeyen Çocuğa Alternatifler

Bu çok ince bir konu. Pek alternatif sunmadım. 4 yaşında olduk. Daha da dayanamıyorum. Aslında adına da alternatif denemez, daha da enerjim kalmadı, uğraşamıyorum, dengeli besliyor muyum, besliyorum denebilir..

Nazlı et, tavuk, balık, peynir, yoğurt, yumurta yemiyor. Bunlar yemediği  adı sanı belli besinler.. Aslında değişik hiç bir şey yemiyor..Nasıl  sinir bozucu, nasıl yorucu anlatamam. Yıllardır önüne koyuyorum,yemiyor alıyorum.. Bir yıl öncesine,kreşe başlayana kadar doğru düzgün sebze ve bakliyat da yemiyordu. Kreşte alıştı bir çok şeye aslında. Ama bunları yemiyor da yemiyor.. Nasıl özeniyorum ne olsa yiyen çocuklara, aslında kocalara da. Çünkü benim kocam da yemiyor, et balık tavuk yemiyor.. En son sordum doktorumuza, genetik de olabilir dedi, zorlamayı azalttım ben de..Ama yine de sinmiyor işte içime, yesin hem de ne yediğini bilerek yesin istiyorum. Ben yemek seçmem çünkü, ve sağlıklı olmanın en büyük sebebinin de bu olduğuna inanıyorum. Seçmemek, sağlıklı beslenmek..

Uzunca bir süre yemeklerin içinde yedirmeye çalıştım et ve tavuğu. Sebzelerin,bakliyatların,çorbaların içinde.. Genelde yemedi, yediyse de farketmediğinden yedi. Ben de yemek bitince Nazlıcım, beğendin mi, aslında sen şimdi et yedin dedim çocuğa.  Bilsin istedim yiyebildiğini.. Ama yok bir yiyorsa üç yemiyor yavru.. Bir süredir ısrarı kestim. Bebekken de her şeyi robottan geçirip vermedim de. Dedim ya amacım yesin de nasıl yerse yesin olmadı hiç. Neyse artık yesin de diyorum.. Her şeyi yemiş olsun da. Ne yapalım artık bu şekilde yesin..

Yoğurt yemiyoruz ama cacık yiyoruz. Ayran da içiyorduk yoğurttan yapıldığını görene kadar.. Şimdi yoğurt yeneceği zaman içine bir salatalık. Tamam..

Peynirin bir yenme şekli yok maalesef.. Makarnada, börekte falan hiiiiç bi şekilde yemedik..En son 15 aylık falandı herhalde yediğinde..

Yumurta çırpılıp arkalı önlü iyice pişirilince belki. Bir ara her gün yedik bu şekilde. Şimdi yok maalesef.. Bıldırcın yumurtasını süt ve balla karıştırıp verme fikrim var ama denemedim daha.. Bakalım..

Et ve tavuğu köfte yapıyorum, 3 yiyorsa 2 yemiyor ama gideri var yani, şimdilik.. Sulu köfte de zaman zaman işte.

Balığı kendimize fırında patatesli, soğanlı hafif sulu pişirip, ona suyu bol minimize edilmiş balık patates şeklinde vermeye çalışıyorum. İşte bazen, şansım varsa:)

Kıymalı makarna,kıymalı sebze ya da bakliyat, çorba da yemiyoruz maalesef..

Bunları yemesini sağlamaya da çalışıyorum elbette ama artık daha az stres yapıyorum. Çünkü buzluğa sağlık küpleri yapıp atıyor ve de her çorbaya ya da sebze yemeğine atıyorum bir iki adet.

Hatta et suyu küplerimle makarna,pilav,kuskus tarzı şeyleri de pişiriyorum..

Et suyu tavuk suyu bildiğiniz gibi efendim..

Diğer küplerim şu şekilde, tavuk, et ve de karışık küpler:) Tavuk ya da et, havuç, patates, soğan, sarımsak az suyla haşlanır, robottan geçirilip, buz kalıplarına kaşıkla tek tek doldurulur.. Karışık küplerde ise bunlara ek, mercimek, bulgur, irmik, nohut ya da o sıra aklıma gelen başka bir şey varsa o oluyor..  Sonra bunlardan çorbalara, sebzelere, yediği ne varsa onun içine atıyorum iki üç tane.. Ooooh içim rahat oluyor.

Tariflerim devam edecek:) Her fikre de açığım, var mı başka tarifleri olan?









4 Aralık 2012 Salı

Geç Kalan Pazar Yazısı

Evdeydik, bir tek markete çıktık bu pazar. Haliyle yavruyu oyalamak gerekti. Bol bol okuduk. Domino oynadık.
 Aç Kapıyı Bezirgan Başı ve de Ağ Satarım Bal Satarım oynayarak biz de kendi adımıza nostalji yaptık.   Bu tarz oyunlarla acaip eğleniyoruz, biz sokakta oynardık bilmem kaç kişi, yavruyla evde oynadık 3 kişi..Yıllar geçti,zaman değişti :(

Kardeşle oynadık.. Kardeş çok fena bu arada.. Nazlı'nın deyimiyle sürekli vıyklıyor.. Biz ev halkı olarak pek alışkın değiliz, sanırım Nazlı'nın sesini ancak yaşında duymuştuk:)

Puzzle olayının dibine vurduk.. Yavru sanırım saatlerce bozup bozup yaptı.. En son  hepsini yan yana dizdi.
Son kez sırayla yapıp kaldırıyorum anne, ama senle bir oyun oynamamız gerek .. dedi. Ben yapboz başkanıyım, sen de benim yardımcımsın.. Şimdi bana köşe ver.. köşe.. tamam şimdi kenar.... kenar... bi kenar bekliyorum ..kenaarr, annee duymuyor musun, bir kenar bekliyorum...




Bu arada bir ara da dans ettik, dönen etek şartmış. Yazlık bir elbisemizi herşeyimizin üzerine giyip, yatana kadar da çıkartmadık. Ben engel olmaya çalıştıysam da diretti. Aslında seviyorum bu diretmelerini, ve de sonradan ne anlamsız buluyorum kendi olmazlarımı..Devam kızımm..

28 Kasım 2012 Çarşamba

Şöyle azıcık bi bunalıma girsem..

Bu başka hayatın en fena yanı bu işte. Ne gece hayatım yoklar, ne sinemaya gidemiyorum, tatile çıkamıyorumlar, hiiiiç biri dert değil. Uykusuz geceler, mor gözler, bir şeylere yetişememe falan heeepsii idare edilebilir..


Ama bi yeter ya daraldım, iki bunalıyım, az biraz bırakayım kendimi, biraz iletişimsiz kalalım, ben bi kendime geleyim, şöyle birazcık, azıcık ucundan bi bunalımıma gireyim, bi daralıyım, bi dipte sonda depresyonda kalıyım, sonra hemen dönerim demek gibi bi şansın yok.. İşte bence en fenası bu..


Şu an iyiyiz gayet, bol hastalıklı, sıkıntılı bir hafta geçirdik.. Ama geçmişin şöyle bol kahveli, sezen aksulu, kitaplı, yağmurlu,yürüyüşlü, insansız 'bunalım takıldığım' günlerini anasım geldi, bol sevgiler gönderiyorum fena sandığım o günlere:))

15 Kasım 2012 Perşembe

PFAPA'mız Atak Yaptı

Büyük yavru iki gündür ateşli..Hastalığımız atak yapmış.. Kültürlerde ve tetkiklerde bir şey çıkmayınca steroitimizi aldık, pıt diye gitti ateş. Yoksa bu sefer biraz zor gidiyordu süreç, 3 saat ara bile yetmemişti ateşi düşürmeye. Bililnçli haliyle Nazlı ilk defa kan aldırdı :) Çok zor olmadı aslında ama yavru için çok ciddi bi şey oldu. 'Annee beni okuldan döndüğüm akşam yıkar mısın lütfen.' Hemen anlamadım tabi ki..Kolunu işaret etti, 'Okulda belki göstermek isteyebilirim de.'

Bu arada babamız da grip biraz. İpek Hanım da uykuya pek dirençli 3-4 gündür. Emiyor uyumuyor,emiyor uyumuyor. Yatmıyor da. Bir kucağa çıkıp, şöyle bi yukarıların havasını solumadan bitmiyor mızırtısı.. Nazlı'dan hiiiç alışık değilim böyle mızırtılara, çoook da ahkam kesmişliğim vardır, 'alıştırmazsan...'  ile başlayan cümlelere.. Yalayıp yutmam inşallah bu cümlelerimi.. Bakalım zaman neler gösterecek bize..


12 Kasım 2012 Pazartesi

ablan heep yanında..

Aklımdayken yazayım istiyorum, unutuyorum çünkü sürekli.. Birikmiş bir kaç diyaloğumuzla buradayız efendim..

Hafta sonu uyku saatleri biraz esneyen yavru pazar gecesi yatakta, anneyle birden fazla kitap okuması için pazarlıkta, uyumamak için türlü yollar aramakta, kaşındım,sıcak oldum, dur bi kardeşime bakıp geliiim.. En son sabrı taşmış, gözlerinden ateş çıkartan anneye son bir bakış..
        -Ooooffff. Her zaman annelerin kuralları olmak zorunda değil bu hayatta..



Ananne ve yavru puzzle başında, sırayla .. Nazlı uğraşan ananneyi izliyor..
    -Anannneee gözlerim yaşardı..
 Yavrum uykun mu geldi, ışıktan mı, gel bi bakayım..
   -Yok ananne, sen hızlı yapabildin ya, ben senin için söylüyorum..




Yatağına sorunsuz girmiş olan ve de cidden uykusu gelmiş yavru anneye sıkı sıkı sarılarak iyi uykular diliyor..
        - Anneeemm seni böle sıka sıka içime sokasım geliyor.



İpekle hastaneden döndük, kan aldırdık,zor oldu,çok ağladı yavrucak. Akşam da babası Nazlı'yı okuldan alıp eve gelirken anlatmış. Evde direk kardeşinin başına geldi Nazlı,
        -Uuuu, iki kolunu da mı acıttılar senin, bakiiimm, çok mu acıttılar.. Sen hiiç ağlama, ablan heep yanında, hep yanında olacak. Ama bazen okula gidebilir..






9 Kasım 2012 Cuma

Sonbahar ve Yenilik

Bu sonbahar evdeyim. Az ve de kısa süreli çıkabiliyorum..Sevdiğim mevsim ve de güzel kızımın birlikteliği sebebiyle ekledim şu yukarıdaki fotoğrafı.. Blogumuz 1. yılına yaklaşırken yenilendik hafiften. Kardeş temalı bir yenilik bekliyordum kendimden ama sanırım o daha sonraya kaldı..
Artık yeni yüzümüzle buradayız:)

6 Kasım 2012 Salı

Koş Anne Koş..

Ağlıyoooo, koş anne koş, ağlıyoo..  Anneeee gelmen lazım, bana yardım etmen lazım .. Anneee koşmalısın, acıkmııışşşş.. Anneee tuvalete gidiyorum, koooşşş...

Nazlı şu sıra evde bu tarz cümlelerle dolaşıyor. Anneyi sürekli bi kendine bi kardeşe koşturtuyor. İşin aslı anne de sürekli koşma eğiliminde, özellikle de Nazlı'ya.. 

Evet acayip hassasım Nazlı konusunda, kendimi tahmin ediyordum aslında. Yine de bu kadar her hareketini takip edip  sürekli bu hareketlere anlamlar yüklemeye çalışmam da normal olmasa gerek.. Gerçi şu sıra okuduğum kardeşsiz 4 yaş annelerinin ortak sıkıntılarına ortak oluyorum genel anlamda, geçen hafta Zeynep'i, Başak'ı ve de Günün Çorbası'nı okuyunca acaip rahatlayarak mutlu oldum açıkçası..  Çünkü benim Nazlım da uzunca bir süredir benzer durumlar yaratmakta.. Biz bizim yavrucağın bu 4. yaşına bir de kardeş kavramı ekledik.. 

Evde kriz kriz üstüne yani.. O da biz de idare ediyoruz şimdilik, her şeyi doğal karşılamaya, büyütmemeye çalışıyoruz.. Ama çok ağlıyor, cidden çok.. Ve sürekli küsüyor, cidden sürekli..  Bense genellikle soğukkanlı ve de sakinim.. Ağlaması bitene kadar ilgilenmemeyi tercih ediyorum, ve yavru evde bulunmayan herkesin adıyla ağlamaya başlıyor.. Dayııııı, halaaaa, dedeeeee, Beyda Teyzeeeeee ..  Hatta arada gelip bana ' annee dayım mı daha yakında teyzem mi ' diye de soruyor, yakındaki kimse onun adıyla ağlayacakmış. Gözündeki yaş da ayrı bir mevzuu, daha önce de yazmıştım, illa akacak o gözyaşı,yoksa daha fena ağlıyoruz.. İşte ben bu aşamalarda sabrımın sınırını öğreniyorum, yavru da bence değişik bir haz duyuyor.. Küsme konusu daha farklı, o zaman ikna etme ihtiyacı duyuyorum, uzuuun uzuuun anlatıyorum, bazen boşa,ama yine de anlatıyorum.. 

Bir de tahammülde acayip zorlandığım, itirazlar ve de anlamsız oyalanmalar var. Yemek olayımız mutlaka itirazla başlıyor ve çok uzun sürüyor, giyinmemiz,soyunmamız, tuvalet banyo işlerimiz ve de tabi ki evden çıkma seramonimiz.. Çok yorucu oluyor açıkçası, evde bir bebekle daha da zor oluyor.. Her sabah uyandıktan ancak 1,5 saat sonra zar zor kapının önüne koyuyorum kendisini, ve bu arada sadece kendisiyle ilgileniyorum, sabrım yetmiyor genelde ben giydirip,yediriyorum, bu hızı ancak yakalayabiliyoruz düşünün.. Oysa kendi giyiniyordu,yiyordu bir aralar, ama şu an bu işleri de ona bıraksam, ancak öğlene çıkabilir sanırım evden.  

Bu arada bebekimiz anne sütü sarılığı adı altında bildiğimiz sarı bir bebek.. 3 aya kadar böyle gidebilirmiş, onun dışında kimseye bir zararı yok yavrucukun, gündüzleri bol uyuyup geceleri uyanık kalıyor, bunun düzenini ben oturtacağım sanırım. Şimdilik bir müdahalem yok.Ama doktorumuzun dediğine göre gündüz 1 dakika fazla uyku,geceden 10 dakika eksiltirmiş.. Zamanla müdahale gerekebilir yani.. Bu da Nazlı gibi emzik almadı şimdilik, ama çalışmalarım devam edecek.. 
Ağlayan Nazlı, okul yolunda ağlamak üzere olan Nazlı ve de okuldan gelip kardeşe koşan Nazlı aşağıda, küsen Nazlı çekmemişim hiç, bir başka zamana artık:)





31 Ekim 2012 Çarşamba

İpek'li Hayat

Bugün İpek'imiz 14 günlük oldu.. Doğum hikayemizi kısaca bir yazalım.. Aslında her şey 4 yıl öncenin tekrarı gibiydi, her şey çok yolunda gitti, ama ben o zamanki benin çok çok daha gergin haliydim.. Önceki doğumumda kontrol için hastaneye gidip, 20 dakika içinde kendimi ameliyathane yolunda bulmuştum, sanırım onun için gerilecek vaktim olmamıştı.. Nazlı çok iri bir bebek olduğu için doktorumla sezeryanda karar kılmıştık. Ki Nazlı ciddi bir tosuncuk olarak geldi dünyaya. Bu sefer de üzerinde çok düşünmedik aslında, normal doğum esnasında kesi yerinde kanama riski olabilir, sen zaten çok kansızsın, bu tarz bir iç kanama riskini göze almayalım deyince çok sevgili doktorum, ilk doğumum da çok rahat olmuş olunca, tamam dedim, yine aynı şekilde olsun.. Yine Mesa'da (TOBB ETU olmus artık adı) yaptım doğumu. Doktorum yine Tamer Beydi.Her ikisini de şiddetle tavsiye ederim.. Hastanede bütün personel rahatınız için çalışıyor gerçekten de. Tamer Bey ise rahat keyifli bir hamilelik ve doğum geçirmek isteyenler için ideal bir doktor.. Kendisi rahat bir insan, sizi de hiç germiyor ama tıbbi olarak da hiç bir şeyi atlamıyor (Hamilelik boyunca beni sürekli kollama ve koruma güdüsünde olan kocama sık sık ' Tamer Bey şimdi hiç bir şey mi yasak değil ' dedirtti.). Her ne kadar beni doğum anında da rahatlatmaya çalıştıysa da ben epidural takılına kadar çok gergindim, hatta o sırada bana sanırım hafif sedatif bir şeyler de verdiler ki, her şeyi Nazlıdaki kadar net hatırlayamıyorum..  Bu sefer bebeği aldıklarında babacık da geldi, bir öpücüklük kadar yanımıza verdiler, sonra muayenesini, uzun uzun ağlamasını, giydirilişini beraber izledik. Bebiş son haftalara kadar biraz küçük seyredince stres yapmıştım, ama son haftalarda yine iyi beslenmişiz ki 3700 doğdu-itiraf etmeliyim Nazlı'yı büyüttükten sonra bana yine de pek bir ince,minik,cılız geldi-, ben toplam 13kg civarı aldım, şu an da sanırım o +200g da, bense gebelik öncesine göre +4kg dayım( hastaneden döndüğümüzde bebeğin kilosu kadar bile bir eksilmem yoktu, bol bol ödem toplamışız,ancak iniyor şişlerimiz).

Nazlı öğleden sonra geldi yanımıza, kardeşi gördüğündeki heyecanı ve de coşkusu görülmeye değerdi, ellerini dizlerine falan vurdu, çok çok ve sesli sesli güldü, 'Allahım ya' dedi bol bol, heyecanı çok güzeldi, ağlattı beni güzel yavru..Hastanede 2 gece kaldık, anemim sebebiyle iki ünite kan aldım, hemoglobin değerim 8lerdeydi en son. Bebişin rengi ise sarı şu an. Uzamış sarılık diye bir şey varmış, bunu da öğrenmiş olduk, bir çok şeyden kaynaklanabilirmiş, en masum kaynağı ise anne sütüymüş, onun için dün bol bol kan aldılar, çok canı yandı, çünkü minicik damarları, çok uğraştılar almak için. Hiç bir şey çıkmaz ise adı anne sütü sarılığıymış ve de 3 ay kadar devam edebilirmiş, müdahale gerektiren bir durum değilmiş..Ben bizimki de böyledir diye düşünüyorum..






Evde ise işler genel anlamda yolunda.. 6 günlük tatilde evdeydik ve de keyifliydik.. Yavrunun kardeşe adaptasyonu açısından iyi de bir fırsat oldu sanırım. Çok kalabalıktık tabi  ki, çok sevdiklerimiz yanımızdaydılar, yavru da biz de çok mutluyduk bu kalabalıktan..2 gündür çekirdek aile olarak evdeyiz, bu da çok keyifli, idare ediyor gibiyiz sanki:) Ben çok gergindim bu konuda, şu an için iyi gidiyoruz, ama minik kuzu genel olarak uyku halinde, onun için rutinimiz çok değişmemiş olabilir yani..

Doğal olarak ablamızda değişiklikler mevcut. En barizi hareketliliğinin, enerjisinin çok çok, normalden 8-10 kat artmış olması.. Hiç yerinde duramıyor.. Belki tatilde olmasının, enerjisini okulda atamamasının da etkisi vardı ama yine de normalin çok üstünde hareketliyiz.. Hiç durmadan, koşmak, zıplamak, atlamak, birileriyle sürekli hareketli oyunlar oynamak arzusu içersindeyiz. Tatil boyunca sırayla özellikle baba,dede ve de dayının enerjisini ve hatta zaman zaman sabrını bu anlamda tükettik.. Beni en zorlayan ve de şaşırtan ise uyku rutinindeki değişiklik, 1 haftadır çok zor uyuyor, gündüz uykusu zaten yok, gece uykuya zor geçiyoruz. Normalde  gece uyanma, bizim yanımıza gelme gibi alışkanlıkları hiç olmayan yavru şimdi her gece bir kaç kez uyanıp, bizim yanımızda sabahlıyor.. Normal sanırım, ondaki değişikliklere biz ayak uyduracağız artık..

16 Ekim 2012 Salı

Doğumdan önce son zamanlar..

Artık dört kişilik bir aile olmamıza az kaldı, 39. haftanın içindeyiz.. Sık sık kontrole gittiğimiz için anneanne,dede,babanne,dayı  gibi en sevdiklerimiz sürekli gidip gelmekte, Nazlı da bu kalabalığa bayılmakta. Onun böyle acayip mutlu olması da tabi ki beni çok mutlu etmekte..

Nazlı şu sıra çok büyümüş geliyor bana, artık okula çok rahat gidiyor, böyle hissetmemdeki en büyük etken bu sanırım.. Sonra havalar soğudu ya, geçen yılki kıyafetlerini giymeye başladı, bakıyorum küçük geliyor bazıları. Kendi kararları var, yiyeceğine,giyeceğine,ne yapacağına,hangi sırayla yapacağına kendi karar verip,müdahale de ettirmiyor, benim de çok hoşuma gidiyor bu dikliği (tabii ki bazen çok da yorucu oluyor biz büyükler açısından). Sık sık 'Ama ben öyle istiyoruuum' diyor. Arkadaşlarıyla ilişkilerini anlatıyor bana,bazen bir arkadaşına küsüp geliyor okuldan. Saçlarımı iki kuyruk yap diyor, ör diyor, Ayça saçlarını çok ördürmüş,biz de benimkini ördürelim diyor.Ayakkabılarını gösterip, bu parlak ayakkabıların yenisini bulabilir miyiz, Cansu'ya da alalım,çok beğendi benimkileri diyor. Gelip gelip karnımı öpüyor, artık gelsin kardeşim, çok merak etmeye başladım diyor. Gerçekten büyüyor işte.. Hissediyor,hissettiklerini ifade ediyor kendince.

İki çocuklu bir arkadaşım geçen enginn tecrübelerinden bahsederken ilk olarak dedi ki,  kardeşle hastaneden döndüğünde evdeki yavru sana kocaaaamaaaan gelecek.. Güzel kızım büyümen çok güzel de, nasıl olacak, ben senin  bir gün önceki minikliğini bile özlüyorum..

.

13 Ekim 2012 Cumartesi

Dün Gece..

Annesine istediğini yaptıramayan yavru,
      Babaaaaaa, babaaaaaa,babaaaaaa nidalarıyla ağlar,bakar ses seda yok,daha yüksek sesle babaaaaaağğğğğ babaaaaaaağğğ babacııııııımmmmmm.

 Sonra ellerini gözlerine götürüp daha çılgınca ağlamaya başlarr
       Anneeeeee, offfffff, neden gözyaşım gelmiyoooooooo, uaaaaaaaaaa,uuuuaaaaaaaaaaa... Gözyaşlarım gelsin istiyorum...Anneeeeeeee.....

9 Ekim 2012 Salı

Şu sıra evdeyiz..

Nazlım hasta oldu, yılın ilk hastalığı  çabucak geçsin umarım. Basit bir soğuk algınlığı diyelim.Mevsim kaynaklı. Sonbahar. En gözüme de gönlüme de hitap eden mevsim.. İki gündür okula da gitmiyoruz.Mevsimi değerlendirdiğim söylenemez,evdeyiz genel olarak..Nazlıyla okuyoruz ve de yapboz yapıyoruz..
Baby On The Way diye bir kitap var elimizde, sınıf arkadaşımız Arda'nın annesi Itır ulaştırdı geçen hafta.. Çok teşekkür ediyoruz kendisine,çok beğendik...Aklında şu an hiç olmayan olumsuz duygularla tanışır düşüncesiyle bir kitap edinmemiştim,kardeşe hazırlık aşamasında, bir önceki yazımda da yazmıştım. Bu çok hoş bir kitap, olumsuz hiç bir duygu yok içinde, hamilelik ve de bebeğin gelişini, ilk günlerini, ev halini, annenin ve de ailenin diğer fertlerinin hallerini anlatmış,çocuğun kendi bakış açısıyla da görmesini sağlamaya çalışmış. Nazlı çok hoşlandı,sık sık okuyoruz,kendi çapımızda hazırlanıyoruz kardeşimize..

Evet artık 38. haftanın içindeyiz. Bebek 3100 civarında, 3 ü geçti ya rahatladım artık.. Tarihim hala belli değil, bakalım durumumuza göre bu hafta, haftaya, beklemedeyiz artık:)


3 Ekim 2012 Çarşamba

36. Hafta ve Kardeş Yatağı

36. haftayı doldurduk, bebiş 1 haftada 400g alarak 2800 civarına geldi. Çok mutlu oldum açıkçası. bu hafta da bir 400g alırsa artık doğsa da içim rahat olur.. Kansızlığım, sezeryan geçmişim ve de erken doğum riskim olduğu için doktorumun planladığı bir tarih vardır diye düşünüyorum, Nazlı'ya hamileliğimde olduğu gibi bunda da bir tarih belirleyip beni strese sokmuyor. Nazlıda çok ağrılı bir gecenin sabahında kontrole gittiğimde, beni NST'ye bağlayıp biraz izleyelim dedikten yarım saat sonra doğuma almıştı. Bu sefer de benzer bir durum olacağını düşünüyorum. Bakalım bekleyip göreceğiz.

Bu arada ben de 12 kg almış bulunuyorum.Havalar hala sıcak. Yatamıyorum,dönemiyorum, aynı pozisyonda 10 dakikadan fazla duramıyorum tarzı şikayetlerim mevcut tabi ki. Hastane çantamızı hazırladık, Nazlı'nın küçüklük kıyafetlerini hazırladık, o kadar çok şey var ki yeni bir şeylere hiiiç gerek yok aslında ama vicdan yapıp bir kaç parça yeni de aldım. Bir de Nazlı iri doğduğundan bir çok şeyi doğru düzgün giyememişti bile, öyle yeniye yakın çok kıyafetimiz var yani, vicdan yapmama da gerek yok ama  işte, herşey eşit olmalı hissi sanırım bende ki..

Park yatağımızı kurduk,aslında Nazlıyla bu işi konuşmuştuk ama yatak odasında olması fikrini çok kabul edemedi sanırım. İlla kendi odasında olsun istiyor, aynı odada yatmaları en uygunuymuş.. Çok ağlarsa başını okşarmış,şarkı söylermiş, beni de çağırabilirmiş tabi ki, belki de emmek istermiş çünkü..  Şu an yatak bizim odamızda, biraz denemek istedi, yattı rahat edemedi, bebeklerini yatırdı, kardeşim gelene kadar ben burada yatayım dedi, hatta en son en iyisi kardeşimle ben burada yatalım,siz de babamla büyük yatakta diyerek olaya noktayı koydu. Ben de çok büyük tepkiler vermemeye çalışıyorum. Herkesin kendi yatağı var diyorum,  o da kendi yatağında yatacak, çok sık uyanıp ağlayabileceği için,benim onu emzirmem gerekeceği için yatağı buraya kurduk, bizimle birlikte uyumayacak diyorum, siz de birlikte rahat uyuyamazsınız diyorum.. Bakalım ne olacak zaman içinde, Nazlı'nın hiç bir zaman bizimle yatma hevesi olmadığı için,  3. ayından itibaren de kendi yatağında sorunsuz yattığı için bu olayın hiç problem olmayacağını düşünmüştüm aslında. Bu arada yatak bizim odamızı çok daralttı bu yüzden asıl yatağı diğer odaya koyup, yanıma 3-4 ay için sepet tarzı bir şey de ayarlayabilirim. Nazlı kızı da herkesin bir odası var şeklinde rahatlatabilirim diye de düşünüyorum.  Karar vermedim henüz, bir de maalesef ki isme de karar vermedim. Bu konuda hızlanmam gerek sanırım:)
Işıl mı olsa acaba cümlelerimizden yola çıkarak Nazlı okulda soranlara ışıltı, pırıltı olacak diyormuş. Kararsız annenin yavrucağı işte. Hızlanmalıyım:) Şükür ki evde işler bitti sayılır..Benim yapacağım çok bir şey kalmadı. Hazıra yakınız yani..
İşte Nazlı kız ve yandaşlarının kardeş yatağı temalı oyunları..




27 Eylül 2012 Perşembe

Yaz Özeti ve PFAPA Sendromu

Bu yaz bizim için biraz değişik bir yazdı aslında. Kısa bir özet ihtiyacı duyuyorum,ileride hatırlamam açısından.

Nazlı kız  Haziran sonunda ilk defa bu kadar tadına vardığı ve de zevk aldığı ama maalesef kısa süren bir tatil yaptı. Bu konuda bir yazı yazmıştım zaten. 1 aya yakın da Ankara içinde, anneannede, babannede, bahçelerde, parklarda tatil yapmış oldu.Okula dönüşü muhteşem oldu. Sorunsuz gidiyoruz sabahları.Yaşasın..

Ben bütün yaz hamileydim tabiki:) 4 yıl öncesine göre daha sıkıntılı bir süreç oldu. Çok sıcak bir yazdı. Ellerim ayaklarım şişti, bitkinlik,yorgunluk,sıkıntım oldu çok.Cidden zorlandığım zamanlar oldu.Kansızlığım da beni çok zorladı,hala da zorluyor aslında..

Babamız çok hasta oldu. Temmuz başından Eylül başına kadar hastalıklarla uğraştık diyebiliriz. Önce orta kulak iltihabı oldu, sonra pnömoni-zatürre- oldu, çok uzun süre ve de yoğun ilaç kullandı, bağışıklık sisteminin fazla aktive olması kaynaklı boğazında bir komplikasyon oluştu. 1 hafta su bile içemedi,en kötü süreç buydu, tükürüğünü bile yutamadı, net bir teşhis koyulamadı, tek doz kortizon verilerek atlatıldı. En son bu kadar yoğun ilaç kullanımına bağlı olarak çok ciddi ilaç alerjisi oldu,yine enjetabl kortizon ve ağızdan ilaç tedavisi ile 10 gün sonunda iyileşti.Buna şükür dedik.

Sağlık açısından bizim için asıl önemli olan Nazlı'ya koyulan teşhisti. Nazlı Ocak ayı itibariyle her ay rutin olarak ateşlendi, genel olarak ilk kreş yılına bağladık.(daha önce bu konuda bol bol yazım var sanırım.) Kültürler temiz çıktı, vücutta başka bir enfeksiyon çıkmadı.Bizdeki bulgular hafif boğaz ağrısı,boğazda önce kızarıklık,sonra beyazlık ve yüksek ateş. Sürekli takip eden bir doktorunuz yok ise bu bulgulara direk tonsillit ya da farenjit teşhisi koyulup antibiyotik tedavisine başlanabiliyor. Bu çok dikkat isteyen bir konu, ben meslek hayatımda da çok karşılaşıyorum 2-3 hafta arayla sürekli antibiyotik tedavisi verilen çocuklarla, antibiyotik kullanımı maalesef bizim ülkemizde yeteri kadar önemsenmiyor,bunun da ilerki yıllarda hayatımızda çok ciddi etkileri olabiliyor. Her neyse biz kültür sonuçları normal çıktığı sürece ateş düşürücü dışında bir şey kullanmadık, doktorumuz da Ağustos ayında kreşe gitmiyor iken, tatildeyken, yine bu tarz bir ateşle karşılaşırsak, artık teşhisimizde netleşebiliriz dedi. Ve biz de 13 Ağustosta ateşlendik, yine kültür aldırdık temiz çıktı, muayenede yine boğazlarımız kızarıktı, 2 gün ateş düşürücü kullanarak bekledik, bir değişiklik olmayınca tanı için gerekli olan son aşamaya geldik. Ağızdan tek doz kortizon (Prednol flakonu oral verdik) ile ateşi kısa sürede düştü ve 24 saat içinde de tekrarlamadı. Bu da PFAPA Sendromu teşhisimizi doğrulamış oldu. Hiç teşhissizlikten bu iyidir diye düşünüyorum.Şu ana kadar yeni bir atağımız olmadı, bu steroid tedavisinin atakların arasını açması bekleniyormuş.Yeni bir atakta tekrar doktorumuzla haberleşeceğiz tabi ki, yeniden steroid alacağız ve sanıyorum doktorumuz bizi immunolojiye sevkedecek..
 (PFAPA Sendromu  periyodik ateş, lenf bezlerinde şişme,boğaz ağrısı ve aftla karakterize 3-5 gün süren ve standart bir aralıkta tekrarlayan bir hastalık,kesin tanısı da sanırım bize konulduğu gibi konuluyor.)

Bizde yaz böyle bitti sayılır, son zamanlarını yaşıyoruz güzel havaların.. Geceleri ve sabahları serin artık, gündüzlerin de son demleri.. Seneye büyük bir değişiklikle, 4 kişilik ailemizle karşılayacağımız yaza şimdilik böyle hoşçakal diyoruz.



14 Eylül 2012 Cuma

Kardeşe Hazırlık

34. haftadayız, bebiş 2200 civarında.Anemim yüzünden güzel büyüyemiyormuş, ama ben iri çocuk doğurma eğilimli olduğum için (böyle bir eğilim varmış?), iyi sayılırmış. Nazlı gerçekten büyük bir bebekti. Aldığım bir çok kıyafeti hiç giydirememiştim.. Büyütülmüş,bir kaç aylık olmuş da gelmiş gibiydi dünyaya..Bu sanırım normal boyutlarda olacak.. Umarım sağlıklı doğar, artık doğduktan sonra büyütürüz..

Nazlıyla kardeşe hazırlık açısından neler yapıyoruz, ara ara eski resimlerini çıkarıp, onun da bir zamanlar bebek olduğunu hatırlıyoruz.. Dişleri olmadığı için sürekli anneyi emdiğini, konuşamadığı için derdini ağlayarak anlattığını, yürüyemediği için hep kucağımızda taşıdığımızı, büyümek için çok uyuduğunu anlatıp kardeş de böyle yapacak etkisi yaratıyoruz.

Kıyafetlerini birlikte organize ediyoruz, eczanede biberon,emzik, dişlik,bardak ne beğenirse, bunu kardeşim için seçtim deyip eve götürüyor.Bol bol kardeşli masallar anlattırıyor. Bir süre anneyle babanın odasında yatacak fikrini biliyor, bir tepkisi yok şimdilik buna..Kendisi normal şartlarda yatağından başka yerde yatmayı sevmiyor, girift olmayı,öyle sarılıp koklaşarak uyumayı da sevmiyor malesef,onun için çok sorun olmayacak diye düşünüyorum. Yatağını kuracağız beraber,bakalım, bugün yarın.

Ufak ufak babayla uyumaya da başladılar, tuvalet, yemek yeme,giyinme tarzı işlerini kendisi yapma olayı yaz başında daha iyiydi, tatilde ben bozdum sanırım biraz,şu an yardım almayı seviyor, ama biraz uğraşsak yine kendisi alır herhalde üzerine.

Bir de kardeş konulu kitaplar alayım diye düşündüm aslında ama yavrunun aklına hiç gelmeyen olumsuzlukları fark etmesini mi sağlamış olurum acaba diye vazgeçtim,eğer doğduktan sonra bir olumsuzluk yaşarsak ilgilenebilirim tekrar..

Ara sıra gelip karnımı öpüyor, kardeş de bazen hareket ediyor, sana el salladı diyorum,çok mutlu oluyor..

Onun dışında en kafama taktığım şey kreşe giderkenki halleriydi, hallettik sanırım, artık çok rahat, bu tatil iyi geldi herhalde, çok başka bir çocuk oldu bu açıdan, çok fena,acayip mutluyum ben de bu durumdan..

Bana çok büyümüş geliyor zaten şu sıra, hem mutlu oluyorum hem üzülüyorum, tadına varamadan kaçırdığımız şeyler oluyor mu bu yaşlarda diye...





Nazlı'nın okulda öğretmeniyle yaptığı karınca yolu ve de bahçedeki  favori oyun alanı..

10 Eylül 2012 Pazartesi

Ben ve Braxton Hicks Kasılmalarım

Gebelikte 34.  haftaya gelmiş bulunmaktayız. En son 32+1 de kontrolüm vardı, 11 kg almışım,bebiş ise 1900- 2000 g civarında. Baş çevresi ve femur boyu 2 hafta ileride,karın çevresi biraz geride görünüyor,ince uzun ve de koca kafalı bir bebek olacak herhalde:)

Nazlı'yı beklerken tam da bu haftada rutin kontrolüm sırasında, hiç bir sıkıntım,şikayetim yokken, NST incelemesinde gayet ciddi boyutta kasılmalarım çıkmıştı.O kadar yoğun kasılmalara rağmen hiç ağrı hissetmiyor olmam doktorumu şaşırtmış,cihaza olan güvenini sorgulayıp beni tekrar tekrar cihaza bağlamıştı ve aynı şiddetteki kasılmalarla karşılaşmıştık. Bir gece hastanede yatıp, bebeğin akciğerlerinin gelişmesi ve de benim kasılmalarımın durması için ilaçlarla yüklenip, sadece çok gerekli hallerde ayağa kalkabileceğim bir istirahat raporuyla eve dönmüştüm. Uzun bir süre de ilaç kullanmak zorunda kalmıştım.. Ama yavruyu 38+2 olana kadar içerde tutmayı başarabilmiştim..

İşte büyük ihtimalle bu yüzden ben sürekli bir ağrı hissiyatı içindeyim, sürekli gidip bi NSTye bağlanasım var. Doktorum da bu geçmişimi ve de benim ağrı eşiğimi bildiği için her aradığımda gel bir bakalım diyor, bir 10 dakika cihaza bağlanıp, oh be bişe yokmuş diye rahatlayıp dönüyorum..

Şu sıra ne bizimkiler ne de babannemiz Ankara'da. Bu da benden çok babayı geriyor, doktora her giderken daha doğrusu bu yalancı ağrıları hissettiğimi her söylerken, e şimdi ne olcak, ya yatarsan yine, Nazlı nerede kalacak tarzı rahat gebeyi strese sokacak cümlelerle, ailelerin evlerine dönmelerini bekliyoruz, biraz daha geç kalırlarsa bu yalancı ağrılar gerçeğe dönüşecek, olacağından değil, kocamın stresinden doğuracağım :)

Bu arada Nazlı kardeşe dair hayaller kurmaya başladı, akşamları babayla uyumaya başladılar hafiften, uyurken de babadan kardeşli masallar talep etmekte, Nazlı ve kardeşi parkta, Nazlı ve kardeşi Cepa'da, Nazlı ve kardeşi tatilde....


2 Eylül 2012 Pazar

Paylaşım Günü..

Yavru 19 Eylül'de tam bir yıldır kreşe gidiyor olacak. İki ilkimiz var, cuma günü yaşanan ve aslında çok geç kalınmış olan. Cuma günleri paylaşım günü, o haftanın konusuna uygun bir şey seçip götürmek gerekiyor okula. Biz maalesef hiç bir paylaşım gününde bir şey götüremedik. Nazlı hiç istemedi. İlk zamanlar biraz ısrar eder gibi oldum, ama sonra hiç karışmadım,ben söyledim o hayır dedi, olay bitti. Amaa bu hafta başında Nazlı'dan teklif geldi,
     Anne, paylaşım günü ne zaman?
        Cuma günü annecim, ne oldu?
     Ben Melek'i götürmek istiyorum da okula.
         Yaaa, tamam tatlım, götürelim.(Bu arada Melek bebeği, ben de içimden sevinç çığlıkları atıyorum..)
     Kaç gün var yani?
          3 gün annecim..

Ben öğretmenlerine söyledim, aslında p sesiyle başlayan bir objeydi götürülmesi gereken.Aman Nazlı getirsin dert değil dedik,beraberce, cuma sabahı da kendisini Pink Baby yaptık Melek hanımın, isabet oldu. İşte evden çıkarken mutlu yavru.


Umuyorum yavru bu sene paylaşım zamanlarına da katılacak.

Veee cuma gününün beni ağlatan cümlesi ( sulu gözlülüğün doruğunda bir hamile olarak,cümle bitmeden sulandım). Okulun bahçesine girdik, içeri doğru yürüyoruz...

       Anne bak ağlıyor gibi bile olmadım,gördün mü?

Diliyorum ki çooook gönülden, bu yıl böyle devam etsin, yavru ağlamasın sabahları , anne de üzülmesin.

26 Ağustos 2012 Pazar

Haftasonu,Bayram,Gezmece

      Uzun aradan sonra birikmişlerin biraz derlenebildiği bir postla buradayız.Nazlımın tatili bitti,sanıyorum artık daha sık yazabilirim,bir yaz özeti yapmalıyım mesela.. En kısa zamanda artık..

     Cuma akşamı Türkiye-Portekiz basketbol maçına biletimiz vardı (okulumuz sağolsun, çoluk çocuk, anne baba, öğretmen,hep beraber maça gittik.) Gitsek mi , Nazlı bunalır mı ,bunaltır mı, ben bu şişko halimle o kalabalığı    görmezden gelebilir miyim diye biraz tereddütte kalmıştım ama iyi oldu. Nazlı ilk anlarda biraz sıkılsa da, Miss Sıla'sıyla kikirdedi biraz, sonra ona yuuuuuhh diye bağırmayı ve de dev adam şarkısını öğrettik,pek bir eğlendi.. Benimse kalabalığı görmezden gelmeme gerek kalmadı, 4. periyotun başında çıktık. Normal hayatımda böyle bir sıkıntım yok ama hamileyken kalabalık ortamlardan,kapalı basık yerlerden, pazarlardan, bir an önce kendimi açık havaya,sakin,dingin bir yere atamayacağım her hangi bir yerde bulunmaktan biraz tedirgin oluyorum. Erken çıkınca sorun yaşamadık sonuçta. Nazlı da ilk maçına gitmiş oldu böylece, Nazlı'nın yanısıra babacık da pek bir mutlu oldu, devamı gelir artık diye düşünüyorum..





           Cumartesi günü de yavru babaya araba yıkarken yardım etti, bi de bebek aldı yanına, 'Bu arada Melek'i de yıkayabilirim di mi anneee?' diyerek pek bir hevesle gitti, ama bebeğini arabaya oturtmuş, sen izle demiş, ve de kendini o köpüklü kovadan alamamış.. 



Bu da son günümüz Pazardan. Ennnn ennn sevdiğimiz arkadaşımız Tuğçe'yle kahvaltı sefası yaptık.. Tuğçe bizim taaaa bebeklik arkadaşımız, aralarında 10 gün var, ikiz gibi büyüdüler,büyüdükçe de birbirlerine daha çok benzediler..



 İncek'te açık havada çayırda çimende epey eğlenip,yoruldular, birlikte erik topladılar, şişelerine doldurup bir güzel yediler. Nazlı farkında değil ama ilk defa erik yedi, evde versek hayatta yemez, bilmediği hiç bir şey tatmıyor, boyle zamanlar da benim için çok güzel fırsat oluyor, artık yavru eriğin tadını da biliyor. Lay lay lay.



Bu fotoğraflar da geçen hafta ve de bayramdan.. Çok severek gittiğimiz bir yer, Kavaklı, havaalanı yolunda, tavuklar,tavus kuşları, koyunlar,hindiler, ayrıca bisiklet,top,park alanı, çocuklar için her şey mevcut. Yemekleri fena değil, pideleri güzel.. Ama bayramda hizmet çok vasattı, önemsemedik, çocuklar pek bir mutlu oldu,biz rahat ettik, bu da bize yetti. Enn ennn sevgili arkadaşımız Tuğçeler ile gittiğimiz bir yerdi,bu sefer büyük ailece gittik, kuzen yavrusu Doruk'la da çok eğlendik..




Yaz bitiyor, bebek geliyor, tam olarak eve tıkılmadan önceki son kareler sanırım.. Tadını çıkaralım..

9 Ağustos 2012 Perşembe

Yavrunun 3.5 Yaş , Annenin 28. Hafta Kontrolü

Evet Nazlı 3,5 yaşı geçti aslında, ama bizim rutin kontrolümüz bu aydı. Genel olarak kardeş bekleme ve sık hastalık üzerine konuştuk aslında. Kardeş nasıl karşılanır, ayrı bir post konumuz olsun. Sık hastalıklarımıza gelince genel olarak kreş yılına bağladık, bir de sebepsiz  rutin ateşlerimiz var, tam teşhis koymak için doktorumuz bu ay da bir ateş bekliyor.Eğer kreşsiz zamanda yine tekrarlarsa bu ateş,PFAPA sendromu tanısına sahip olup tedavimizi alacağız, bakalım bekliyoruz..( PFAPA, yüksek ateşli,ayda bir tarzında bir rutini olan, 2-3 gün süreyle devam eden,sıklıkla tonsilliti taklit eden ve de başka bir bulgusu olmayan bir sendrom, tek doz kortizon enjeksiyonu ile de olay bitiyor)

En sonki hastalık yazımda kocaman bademcik-dondurma ilişkisi kurmaya çalışan babadan bahsetmiştim sanırım. Doktorumuzdan babamıza bir not gönderildi, aynen şu şekil:
       Sayın Emre Baba, bademcik enfeksiyonu sırasında bile dondurma yedirmenin sakıncası yok.Selamlar..

Şahsen bu benim için çok önemliydi, ben hiç dondurmayla hasta olunacağını düşünen bir anne olmadım,  bu notla da evde de rahatladığımızı umuyorum.

Onun dışında 3,5- 4 yaş aralığında bizi neler bekliyor

  • var olan takıntılar devam edecek ve şiddetlenecek, büyük tepkiler verilmeyecek,normal karşılanacak, ben geçecektim sen geçtin , ben yapacaktım sen yaptın tarzı durumlar artacak, geri sarabileceklerinizi sarın. Saramayacaklarınızda konu değiştirin, dikkati dağıtın.
  • yaptıklarının sorumluluğunu alacağı yaşa geliyor, izin verin
  • yavaş yavaş soyutluk kavramını anlayacak yaşa geliyor, duyguları öğretin,sık sık ne hissediyorsun, sorun.
  • toplu taşıma araçlarını kullanın
  • uzak semtler,kültürler,evler,ortamlar gösterin, sokak mesleklerini gösterin, en güzeli Ulus.
  • hayat seramonilerini öğretin( tatile giderken,misafir gelirken, kışa yaza girerken....)
  • bir hayvan,bitki yetiştirsin
Bu yaş oyunları ise fark bulmalar,nokta birleştirme, gölge eşleştirme,hafıza kartları,puzzle,resim tamamlama ve anlatma, kağıt bebekler,evcilik oyunları, küçük mobilyalar,çiftlik,kasaba,mahalle oyunları. Badminton raketi alıp balonla oynamak,Meraklı Minik'e abone olmak, evde bir aktivite köşesi oluşturmak da diğer notlar. Sembol yayınlarının Bilgi Kutusu ise güzel bir ev aktivitesi imiş.

Bu takıntılar bizim hayatımızın büyük bir parçası, sanıyorum ve de umuyorum bir 6 ay sonra yavaş yavaş terkedecek bizi. Her şeyi sırayla yapma takıntımız var mesela şu sıra, kum boyamada renkleri sırayla kullanma, sadece kum boyama değil, evdeki boyamalarda da durum böyle.Her gün sırayla ayakkabı giyme, bu çok ciddi uyumsuzluklara yol açıyor, ama gözlerimi kapatıyorum artık, terlik ve de botları geçiştirdirdiğimdeki haz bana yetiyor. Yemekleri sırayla yeme, köfte-pilav-karpuz gibi,hiç aksatılmaması gerekiyor. Buna benzer çok şey var,bunlar şu an aklımdakiler..

Bu yaş aktiviteleri bize çok yabancı değil zaten hayatımızda olan şeyler, bu Bilgi Kutusunu henüz bulamadık biz,tatildeyken bulsak iyi olur aslında,arayalım.





Onun dışında bir aktivite köşemiz kıştan beri var. Küçük bir köşe,Nazlı yaptıkça asıyor buraya, okulda yaptıklarını da asıyor, sürekli değişiyor, ilk zamanlar daha ilgiliydi, mandallarla oynamak bile hoşuna gidiyordu, şimdi pek değil.







Nazlı'dan bu kadar, bize gelince biz artık 28. haftadayız, gayet iyiyiz. 9 kg almış bulunuyorum, bebiş de yaklaşık 1100 gram. 2.trimester rahatlığı azalacak artık, daha kalsiyumlu, omegalı beslenmem gerekecek, kilo alımım artacak.Çabucak yorulmalar,kramplar, mide şikayetleri,uykusuzluk Nazlı'yı beklerlerkenden hatırladıklarım, bakalım bu nasıl olacak.


2 Ağustos 2012 Perşembe

Nazlı Ananne ve Dedeyle..

Nazlı ananeyle mantı yapıyor. İkisi de ellerinde oklava bildiğin açıyorlar ki ben elime almamışım daha önce, yavru da çözmüş anneyi demek ki, diyor ki,
     
       Ananeee ben çok becerikliyim biliyor musun, böyle zor şeyleri bile yapabilirim, görüyorsun di mi, ama biliyor musun annem de her şeyi bilir..


Dedeyle puzzle yapıyorlar,aslında dede izliyor, yani sabrı yetse izleyecek, Nazlı her defasında başka bir şekilde tamamlıyor. Ama hep sırayla,bir en alttan başlıyor, bir en üstten,bir yandan. Dede de geleneksel tabi ki, ısrarla diyor ki önce köşeleri koyalım,sonra kenarlar.. Bir söylüyor, iki söylüyor, bir sonraki yapışta tekrar, biri söylemekten bıkmıyor,öbürü dinlememekten.. Ama en sonunda yavru patlıyor..
   
        Yaaa, dedeee, ben istediğim gibi yapmak istiyorum, istediğim sırayla yani..


Dedeyle ananne konuşuyorlar, Nazlı dedeye bir şey söylüyor..Dede bir saniye kızım, bir konuşmamız bitsin kızım diyor,devam ediyor ananeyle konuşmaya, yavru en son hafif kaşları çatık,

       Dedeeee, artık bana da bir umursa!

20 Temmuz 2012 Cuma

Yavrunun Pinokyo yaklaşımı


Pinokyo'nun sesli kitabını hediye etti bir arkadaşımız. Geçen akşam bir kaç kere dinleyip,bir kaç kere de bana okuttuktan sonra,kitabı kapattı. (Daha da okutmaz büyük ihtimalle, kitaplardaki olumsuz her şeyi reddediyoruz çünkü, yalan söyleme olayı bitirdi bizi). Çekmeceye koydu, yatağına yattı ve yorum yaptı..

           Anne , aslında bu Geppetto'nun bir çocuk yapmasına gerek yoktu, keşke karısını bulsaydı, o zaman zaten o canlı olurdu, periye falan gerek kalmazdı..

11 Temmuz 2012 Çarşamba

5 Günlük Hastalık Öyküsü,Kreş-Hastalık ve de Kocaman Bademcik-Dondurma İlişkileri

Evet biz yine perşembeden beri hastayız,öyle böyle değil bu sefer pek bir fena olduk. Sebepleri de sorgulayacağım ama önce hastalığımız. Standart her zamanki gibi ateşimiz çıktı, 2,5-3 saatte 38 leri bulan, dönüşümlü kullandığımız ateş düşürücülerle zor bela kontrol ettiğimiz inatçı klasik Nazlı ateşi.

Bir boğaz, bir idrar kültürü verdik.Ertesi güne kadar idare ettik ateşimizi, kültürler temiz çıktı, iyi dedik, viral yine,geçer yarına. Geçmedi. Ateşin çıkma süresi hiiç uzamadı.. Acile gittik, bademcikler kocamaaaan olmuş, çok yoğun geniz akıntısı var, antibiyotik başladık. Buraya kadar çok bir şey yok. Klasik. Ama geceler.. Hiiiç bilmediğim bir tıkanıklık.Daha önceki hastalıklarında da horlaması falan olmuştu ama bu başka. Direk apne (kelime anlamı uykuda solunumun kısa süreli durması,nefessizlik). 3 gece. Hıklayıp kalıyor yavru. Yıkayarak, temizleyerek  ya da burun spreyiyle açılmıyor.  Çok fena bir şey bu. İlk geceden sonra KBB ye gittik (doktorumuz tatilde ama sağ olsun bizi yönlendirdi.) Geniz eti iltihabı. Yavrunun burnunun arkası dolmuş. Karbonatlı tuzlu suyla boşaltılacak, nasıl bir eziyet yavruya, enjektöre çekilmiş su, her iki burun deliğinden çırpınan yavruya resmen fışkırtılır, sonra burundan ve ağızdan bin bir eziyetle o bildiğimiz sümük akar.  3 geceden sonra yavrucuk ilk defa dün gece biraz horlayarak uyuyabildi. Allah'ım sana bin şükür, ne kadar fena bir şeymiş bu. 3 gece sürekli dürttüm yavruyu,sabaha kadar. 

Tabi ki hasta çocuk çok zor, ama Nazlı on kat,yüz kat,bin kat zor. Şurup içmek mesele,duş aldırmak, yemek yedirmek,soymak giydirmek,burun spreyi akla gelebilecek her şey sorun. Her biri dakikalar sürüyor. 70 cclik şurup şişesi 2 dozdan sonra yarıya iniyor, ağzını kapatıyor,püskürtüyor,kusuyor. Bişey değil zor bela yedirdiğimiz 2-3 lokma da gidiyor. Bu şurup olayı günde en az 6-7 defa tekrarlanıyor, nasıl bir sinir harbi. İlk etapta ikna yöntemleri deneniyor, mantıkla, lazım-larla anlatıyoruz, sonra tehdit maalesef, sonra zor kullanma. (Biraz iyileşsin normale dönüyor , onun için de kızamıyorum yavruya, hep o birbirine değmesine ramak kalan bademciklerin yüzünden- miş yani, doktorlar hep öyle söylüyor,yutamıyormuş çocuk-). Ama tabii kendi huyu da huy mu,değil tabii ki.

Bu arada kışın geniz etine,bademciğe baktırmıştık, büyük bir problem yoktu,geniz eti normaldi, bademcikler normalden biraz daha büyüktü, yavrunun iştahsızlığı, ona buna, en ufak bir şeyde öğürmesi, terlemeleri, boğazdaki sık viral enfeksiyonlar hep bu iri bademciktendi. Şimdi geniz eti ile birleşince yavruya nefes aldırmadı resmen. İyice bir iyileşelim, hemen acilen ilgilenmemiz gerek bu işle.

Kreş-hastalık ilişkisi de ayrı bir post konusu aslında, cidden çok merak ediyorum,herkes ilk kreş yılını nasıl geçiriyor, bu yılın üstesinden gelmek için ne derece bir cengaverlik gerekiyor..Biz yılın başından itibaren tam 12 adet ateşli hastalık geçirmişiz. 6 ayda 12 kez hasta olmuşuz. Bunun üçü bronşit. Biri el-ayak-ağız hastalığı. İkisinde antibiyotik kullanmışız(biri bronşit diğeri ağır ÜSYE kaynaklı). Diğerleri ateş düşürücülerle en az 3 günde atlattığımız viral solunum yolu hastalıkları. Kreşe başlayınca çok hasta olacaktı biliyorduk, ama bu kadarını bekliyor muyduk, hazırlıklı mıydık.. Hayır.. Bir de Nazlı üç yaşına kadar bir İYE, bir 6.Hastalık geçmişi olan çok turp bir yavru olunca fena bocaladık,afalladık.

Bir de gen mevzuusu var maalesef. Nazlı böyle kreş dönemine kadar hep 'Ooohhh bana benzemiş' nidalarımla büyüdü. Ben şükür ki çok nadir hasta olurum. Çocukken de böyleymiş, yaz kış sokakta olmaktan, öyle kardan buzdan, dondurmadan,havuzdan denizden hasta olan,havadan nem kapan bir çocuk değilmişim. Ama babacık nemin ta kendisiymiş.Çocukken dondurma diye külahta irmik tatlıları yalamış yutmuş.. Bademcikleri alınana kadar da hastalıktan gerçekten hiç kurtulamamış.Fena yani. Ben işin açığı dondurmadan hasta olunduğuna hiç inanmadım, Nazlı'ya da öyle davrandım şimdiye kadar. Ama eğer ki çocuğumun hastalıklarına bu kocaman bademciklerle dondurma ilişkisi sebep oluyorsa, önce kendime bir dur diyeceğim. Bir uzman görüşünden sonra, bakalım ay sonu doktor kontrolümüz var..










5 Temmuz 2012 Perşembe

Üç Kişilik Tatil

Sanırım üç kişilik son tatilimizi yapıp geldik.. Nazlı çok mutlu oldu. Babasıyla hiiiç sudan çıkmadılar, eller ayaklar buruş buruş olana kadar havuz sefası yaptılar. Ben deniz seven bir insanım,onun için bu tatil biraz yalnız kaldım, baba kız havuz olayını daha 'temiz iş' buldular, bana az takıldılar. Bana da iyi oldu aslında, bol bol dinlenmiş oldum. Onları dışarıdan izlemek epey keyifliydi, iyi anlaştılar, güldüler, eğlendiler..


Nazlı'nın tatil olayına yaklaşımı ilk etapta biraz farklı oldu, aslında Mayıs ayında da 3 günlük benzer bir tatil yapmıştık ama sanırım yavru o zaman bu kadar benimsememişti.. Odayı evimiz yaptı, hatta önce içeri ayakkabıyla, terlikle girmemize kızdı,onları dizdi,düzenledi, içeri dışarı terlikleri yapmak zorunda kaldık kendimize.. Odadan ayrılırken, burası şimdi ne olacak, biz tekrar geldiğimizde nerede kalıcaz, ananemle de gelicez ya o zamana kadar kilitlesek kapıyı?!! tarzında endişeleri oldu yavrunun. Bayıldım bu haliyle kendisine.


Arkadaş da yaptı kendine. 'Babacım sen biraz kendin yüz,ben burada biraz arkadaşlarımla kalayım, sonra gelirim,ne dersin, hı?' bile dedi..

Yavruya biraz kısa gelmiş olabilir tatil, ama biz maalesef ancak bu kadar uzak kalabiliyoruz iş yerimizden, bize yetiyor aslında, ama Nazlı için alternatif planlar üreteceğiz bakalım yaz boyunca...

25 Haziran 2012 Pazartesi

Şikayetçiyim..


Bugün itibariyle benim hesabıma göre 21, sevgili doktoruma göre 22,5 haftalık olmuş bulunuyorum ve de kendimden şikayetçiyim..

Bu 2. trimesterda çok daha enerjik, pozitif, lay lay lay, çok daha sağlıklı hissediyor olacağımı düşünmüştüm,en azından ilk deneyimimde böyleydi ve beklentim de bu şekildeydi. Ama maalesef ki, özellikle son birkaç gündür,resmen yatacak yer arıyorum, çalışırken mutlaka ayaklarımı bir tabureye uzatıyorum,evde gayet yatış benzeri pozisyonlarda oturuyorum, ve hiç bir şekilde rahat edemiyorum,mutlaka bir yerlerim rahatsız,bacak,bel,sırt.. Ohhh ne rahatım diyemiyorum bir türlü.
Üstüne düşünüyorum,çünkü canımı sıkıyor ( Nazlı'ya hamileyken resmen hayatımın en rahat,en mutlu zamanlarımı geçirdiğimi düşünmüştüm), sebepleri kendimce;

Sıcaklar olabilir,ki zaten bu aylarda ben hep ödemli,el ayak yanmasıyla gezen bitkin bir insanımdır.

Anemim olabilir,ki normal hayatımda bile beni çok etkiler kendisi, yani gebeliğe hazırlıklı olmak işte bu yüzden de çok önemli, ruhunun yanısıra insan bedenini de hazırlıyor çünkü, en azından ben ilkinde öyle yapmıştım. Biraz bakımsız,ya da zayıf düştüğüm bir döneme denk geldi sanırım, bebiş bendeki herşeyi almaya başladı, eldekiler de yetmemeye başladı sanırım,ilkinde almadığım kadar besin takviyesi alıyorum, şu an için kendimi çok sağlıklı hissetmeme yetmiyor ama eminim bazı eksiklikleri tamamlıyorlardır..Bu arada kasılmalarım var,özellikle geceleri bacaklarımda,onlar için de ayrıca, kalsiyum ve de magnezyum preperatları alıyorum. Ne çok ilaç alıyorum, ne sinir bozucu.. Eczacıyım ve ilaç almaktan hiç hoşlanmıyorum,onun için yıllardır kansızım, besinlerle çözülemediği,ve benim de çok kötü bir ilaç kullanıcısı olduğum için. Neyse bu dönemde çok itaatkarım,ne gerekiyorsa yapıyorum..

Bedensel,ruhsal yorgunluğum olabilir mi diyeceğim ama çok yorulacak bir durumum da yok sanırım, rutin hayatım. Nazlım da şu sıra pek bir keyifli, bir ara birbirimize çok direnç göstererek yorulduğumuz bir dönemimiz vardı, giyinmek,yemek yemek, el yıkamak, evden çıkmak, her şey çok problemdi, bir itiraz,bir yokuşa sürme, bir gereksiz inatlaşma.. Hallettik sayılır, yorgunluk yaratacak pek bir şey kalmadı.

Şöyle bir şey de var tabi ,ilk hamileliğimin üzerinden 4 yıl geçti, ben de 30'u geçtim, bunun da etkisi var mı diyeceğim de.. Yok artık..

Evet sonuçta sebebi her neyse halletmeye çalışıyorum, ve de kendimi gerçekten beklediğim kadar iyi hissetmek istiyorum. Kısa bir tatil yapacağım hafta sonuna doğru,umarım iyi gelecek, hadi bakalım:)

Nazlımla bitiriyorum..

                  Anneee biz ne zaman doktora gidicezz
                  Ne için tatlım
                  Kardeşimin gelmesi için.Artık gitsek iyi olur bence..

20 Haziran 2012 Çarşamba

El Ayak Ağız Hastalığı

Evet aynen böyle bir hastalık da varmış.Viral ve bulaşıcı bir çocuk hastalığı.  E biz de kaçırmadık olduk..
8. ayda geçirdiğimiz 6. hastalık benzeri bir durum. 
3 gün özellikle yanaklarda ellerde, popoda yoğunlaşan döküntülerle seyreden ateşimiz oldu, döküntüler hala var, bu döküntülerin aynısından boğazda, yutakta da var. Onun için yemek yememiz sorun oldu biraz, onun dışında bekliyoruz, geçecek kendiliğinden. Bu arada bulaştırmayalım diyerek, okula da gitmiyoruz, yavru anneanne, babaanne ile pek bir mutlu. Tabii bu durum bize sıkıntı. Her hastalık sonrası okula dönüş,yeni bir oryantasyon süreci.. Umarım yanılırım, yarın lay lay lay gideriz okula, bakalım..

13 Haziran 2012 Çarşamba

Şu Sıra..

Uzuuuuun bir tatil istiyorum,gerçek uzun.. Şu en son 10-12 yıl öncekiler gibi. İş yok, düşünecek bişey yok, sorumluluk yok, uzuuun bi boşluk, sıkılana kadar boşluk.

Özledim uzun boşlukları, çocukluk,öğrencilik, Allahım ne güzelmiş, ne güzelmiş..

Ellerim ayaklarım şişmeye başladı, zaten her yaz şişerdi,şimdi daha çok.Nazlı'ya hamileliğimdeki gibi olmayı hayal etmiştim,şimdi çok bitkin,çok enerjisizim. Biraz anemimden kaynaklı,kansızlık çok etkiliyor gerçekten vücudu, aldığım ilaçlar işe yarıyorsa da bebiş emiyor bütün vitamin mineral ne varsa, kalanlar da bana yetmiyor demek ki:)

Allahtan çok yorucu bir işim yok,ama yine de annemin Öğretmen oooollll,öğretmen ooooollll,üç ay tatilin olur nidalarını dinlemediğim için bir kaç yazdır olduğu gibi bu yaz da çok pişmanım.(Bu arada öğretmenlerin hala her yaz 3 ay tatilleri var mı bilmiyorum,  eski zamanlarda vardı). Bu 3 ay tatili kim istemez ki, beni çok fena cezbediyor,tembellik içimde mi var, bebişten mi,sıcaktan mı,yorgunluktan mı bilemiyorum artık ama acayip yatmak yuvarlanmak istiyorum,uzun uzun..

Biraz da uykusuzluk var bir kaç gündür, iki gecedir Nazlı uyandırıyor beni saat 4 civarı,
                     Anneeeeeee gelmen lazım, yatakta soğuk yer kalmadı,rahat edemiyoruumm.. 
Yeni çarşaf falan seriyorum, tekrar uyumaya çalışıyoruz, uyuyoruz,uyanıyoruz.Daha bebiş gelmeden, unuttuğumuz gece uyanmalarını tekrar hatırlıyoruz, bakalım nasıl olacak, biraz da bu tarz düşüncelerin gerginliği var. Geriliyorum yalan değil :) İki çocuklu hayat zor görünüyor..

PS: Şu an yukarıda bahsi geçen şiş ayaklarımı görüyorum ve eklemeden edemiyorum,  ilerde de görüp yok artık bu kadar şişiyor muymuş demek istiyorum..


7 Haziran 2012 Perşembe

Bir İlk..

Bir süredir akşamları Nazlı'yı almaya gittiğimde bahçede oluyorlar. Bu çok güzel, onun için biraz geç bile gidiyorum,bahçede daha fazla vakit geçirsin istiyorum. İlk zamanlar kapıya yapışık buluyordum kendisini, zamanla biraz daha gerilerde,zaman zaman salıncakta zaman zaman ortalıkta sallanırken. Beni görür görmez de atlıyordu yavru kucağıma,tabi ki sonrasında ben orada onu izliyorken oynuyor bahçede, bıraksam belki saatlerce.

Ama bu hafta beni gördüğü halde oyunundan kalkıp da yanıma gelmedi. Hem de tam iki akşam.İlk defa. Yemin ederim gözlerim yaşardı. Sadece baktı güldü,oyununa döndü.. Bayıldım.. Abarttım belki biraz. Okulda mutlu olmadığını hiç düşünmüyorum ama görmek daha güzel tabi ki..Gördüm, mutlu oldum. Hep görmek hep mutlu olmak istiyorum..

5 Haziran 2012 Salı

Okumalık Olmayan Kitaplarımız

Şu sıra pek kitap okumuyoruz,kitaplara ilgimiz epey azaldı. Yaklasık 3 ay öncesine kadar kitaplarla yatıp kalkan bir yavruydu Nazlı. Uykudan önce en az 3-4 kitap okurduk, şimdi 1 kitap yetiyor,hatta bazen hiç okumadan uyuyoruz. Kendi başına da kitaplarla çok uzun süre vakit geçirebiliyordu, biz okurken deli gibi kayda alıyordu,harfi harfine ezberlediği 10u geçkin kitap vardı. Ama ilgiımiz artık çok azaldı,benden de kaynaklanmış olabilir aslında, hamileliğimin başından beri çok az okuyabiliyorum,hatta uzunca bir süre elime kitap alamadım,yavru da okuyan anne görmeyince etkilenmiş olabilir,belki de büyüyor ilgi alanları değişiyor, nedeni her ne ise, şu sıra yeniden alevlendirmeye çalışıyorum yavrunun kitap sevdasını..

İlgimizin hiç azalmadığı kitaplarımız da var tabi ki, ama okumalık olanlardan değil:)

İlki Doğayı Tanıyorum. Kitap bizim için epeyce eski aslında, doktorumuz tavsiye etmişti, 18, 20, 24  aylıkken? Maalesef ki hiç hatırlayamıyorum, bu blog işte biraz da bu yüzden,not almak gibi bir huyum olmamasından. Her neyse kitabı ara ara kaldırıyorum,ortaya çıktıkça günlerce oyalanıyoruz, ben bile epey bir şey öğrendim bu kitaptan. Kitapta her iki sayfa bir konuya ayrılmış, bahçe,orman,tarla,göl... Bir tarafta küçük küçük resimlerle objeler tanıtılmış,diğer tarafta bu objelerin yer aldığı büyük bir resim tasarlanmış. Önce bütün şekilleri tanıyorsun sonra karşı tarafta onları buluyorsun, ama biz çok çeşitli oyunlar yaratıyoruz artık kitap üstünde, Nazlı bana ben ona çeşit çeşit sorular soruyoruz, hikayeler yazıyoruz. Kitabımızdan kareler aşağıda..









Bir diğeri 1001 Hayvanı Bulun. Bu kitap açıkçası beni biraz yoruyor, çünkü sadece Nazlı bulmuyor hayvanları, bir o bir ben şeklinde oynuyoruz ve beşer onar hayvan saymak çok kolay olmuyor,ki Nazlı 1 tane bile atlatmıyor, hepsini tek tek bulup sayıyoruz. Sayfayı çevirebilmek için bütün hayvanları bitirmiş olmalıyız,hatta her sayfada bir ressam  var gizlenmiş, onu da bulmuş olmalıyız.Öyle işte bir ya da iki sayfada kitabı elimizden bırakıyorsak ne ala, ama uzuyorsa Nazlı cidden üzerimde baskı oluşturuyor ve ben de cidden daralıyorum..


Hafıza kartlarımız ve de  eğlen öğren kartlarımız var. Bunlarla ikimiz de çok eğleniyoruz. Hafıza kartlarımız da  epey eski, ara ara kaldırıp tekrar çıkartıyorum, bu konuda gerçekten çok iyi, hem eğleniyor, hem de  hırs yapıyor, ciddi ciddi oynuyoruz yani, başarılı kendisi.  Eğlen öğren kartları çerez mi derler,öyle bir şey işte, arada derede, yolda izde oynuyoruz..






25 Mayıs 2012 Cuma

Hastalık sebebiyle evdeyiz..

Son 5 ay içindeki 3. bronşitimiz. Takır takır öksürüp,balgam çıkarmaya çalışıyor yavrucuk. Şükür ki erken teşhis edebiliyoruz. İlkinde çok fenaydı, iki gece doğru düzgün uyuyamamıştı yavru, o öksürmekten ben de çaresizlikten mahvolmuştum. Cidden çok yıpratıcı bir hastalık bu, nöbetler şeklinde gelen öksürük, yavruyu iki büklüm yapıyor, nefes alamıyor, balgam çıkarmaya çalışıyor,kusuyor.. Öksürük böle biraz kalınlaştı mı hemen doktorumuza yavrucuğu bir dinleyin lütfen mesajı atıp,soluğu onun yanında alıyoruz, böylelikle de tedaviye erken başlamış oluyoruz. 6 ay içinde 4 kezden fazla bronşit teşhisi alerji olasılığını düşündürürmüş, bakalım biz 3 olduk, hayırlısı..

Salıdan itibaren evdeyiz, anneanneyle dede bakıma aldı yavruyu. O da pek bir mutlu, iyi de sayılır, pek kalmadı öksürüğü. Ama bugün, okula gitseydi eğer arkadaşlarıyla Ahlatlıbel'de uçurtma uçurmaya gideceklerdi. Benim acayip aklım kaldı, yerine ben mi gitsem bile dedim, ama onu göndermeye cesaret edemedim, daha tam atlatmış değil, hava serin, rüzgar var falan.. Ama kapıdan döndük açıkçası, ben çok severim uçurtmaları, Nazlı da sevecekti kesin, uçup gitmiyorlar çünkü, geri geliyorlar.(Nazlı hayatında sadece bir kez uçan balon aldı, artık görmekten bile çok hoşlanmıyo, nereye gider bu balaonlar anneeee, orada ne yapar....)

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Kızıma Çaya Gittim

Nazlı'nın okulunda anne kız çay partisi yaptık. Okuldan saat tercihi yapmamız için form gönderildiğinde tahmin etmiştim Nazlı'nın çok mutlu olacağını. Benim bir şekilde okulda olmam onu çok rahatlatıyor, çok da mutlu ediyor. Ama bu sefer başkaydı, yavrum uçtu resmen mutluluktan.

Öğretmeniyle gelip beni aldılar,hoplaya hoplaya sınıfa çıktık.Nazlı beni masaya oturttu,sonra gitti çay seçti,erikli-tarçınlı. Sonra tepsiyle masaya geldi, oturdu, kendi kurabiyesini,çayını aldı,bana da sen de kendin alabilirsin dedi:) İki dakikada bir kalktı beni öptü oturdu, iyi ki geldin dedi, sabah da Ela'nın annesi vardı dedi, annecim seni çok seviyorum bile dedi, gözlerini kırpıştıra kırpıştıra gülümsedi sürekli. Sonra kalktı kendi tabağını fincanını yıkadı, sen de yıka dedi bana:)


Bir de ekmek kesme çalışması seçti bana göstermek için, bir dilim ekmeği kesti,tabağına koydu,yedi,bana da malefef sana veremem,kendim için kestim dedi.



Sonra beni öpücüklere boğarak kapıya kadar getirdi öğretmeniyle,yine hoplaya hoplaya.
Akşam da eve şu cümleyle girdi.

        Annneeee  biliyor musun bir dahaki anneler gününde tekrar gelecekmişsin, Mrs Selin söyledii, ne güzel di mi anneee..


6 Mayıs 2012 Pazar

Bizim Büyük Çaresizliğimiz


Çarçabuk okunan çok dolu bir kitap. Ben Barış Bıçakçı'yı ilk defa okudum.Kitapta çok derin bir dostluk, aşkın da körüklediği bir içsel yolculuk var,bir kendini didikleme,geçmişe uzanma, bol bol da Ankara var, ve ben çok sevdim, dönüp dönüp okudum Ankara'da yaşayan ve şehirde sevecek fazladan bir şeyler bulmaya çalışan biri olarak.. Filmini de ayrıca izlemek istiyorum mekanın Ankara olması sebebiyle..Tunalı, Kale, Ulus, Denizciler, Gençlik Parkı, Anıtkabir, Kediseven sokağı bile var.

İki insanın dostluğu asıl anlatılan, bence aşk geride biraz, aynı kıza aşık olan iki dostun hikayesi. Çetin ve Ender'in. Ender'in ağzından Çetin'e yazılmış uzuuun bir mektup gibi... Dostlukları liseye dayanıyor, geçmişlerinde bir çok şey ortak, mutfakta çok vakit geçiriyorlar, kızıyorlar,kucaklaşıyorlar,dünya kupası maçları izliyorlar, evlerine gelip onlarla yaşamaya başlayan arkadaşlarının kardeşine aşık oluyorlar, bu aşkı paylaşıyorlar da birbirleriyle. Karakter sayısı az,kurgu yorucu değil,yalın,cümleler çok güzel,okuyorsun,bir daha okuyorsun.. Barış Bıçakçı için arka kapakta 'Nefes alır gibi su içer gibi yazıyor' denilmiş, cidden öyle, bu mutfak zamanlarını okurken insanın patatesli sarımsaklı omlet, bol domatesli fasulye,incecik doğranmış pırasa yemeği yapası, yiyesi, göresi geliyor,o kadar yani. Ben yazarın anlatımını,dilini gerçekten çok sevdim,mutlaka başka kitaplarını da okumalıyım. İşte okuyup tekrar okuduğum cümlelerden bazıları,aklınız kitapta kalsın diye.

''Önce aşk vardır.Hatırlamak da,acı çekmek de sevgilimize vereceğimiz çiçeğin fotosentezi de ondan sonra başlar.''


''Benden okumak için kitap önermemi isteyenlerin kalbimi de istediklerini sanıyordum,hala öyle!''


''Hayat tekrardan ibarettir.Hayatın gücü tekrarın gücüdür.Günlerin,ayların,mevsimlerin gücü..''


''Az sonra, soğanları tencereye atmış ,zeytinyağında hışırtılar çıkararak kavrulmalarını seyrediyorduk.''


''Seninle konuşmanın özel grameri: Hemen hemen her cümle 'hatırlıyor musun' sorusuyla biter,ortak geçmişimizin g'si büyük yazılır,eylemlerimizin kipi daima güzel geçmiş zamandır ve Çetin ile Ender'i birbirine bağlayan bağlaçlar saymakla bitmez..''

3 Mayıs 2012 Perşembe

2. Trimestere Hoşgeldimm

Rahata erdim diye umuyorum. Nazlıdaki gibi olacaksam eğer ki olayım lütfen, çok güzel bir 3 ay geçirmeyi düşlüyorum..

Vücudum hazırlıklarını tamamladı artık, bebişi de ben beslemeye başladım, daha dikkatli olmalıyım, doktorum Nazlıda   ' Tek bir şey istiyorum her sabah bir yumurta ve yanında portakal suyu. ' demişti. Bunu uygulamaya başladım.Yumurta tüm besinler içinde cidden en kaliteli proteine sahip, C vitamini de protein emilimini ve de yararlanımını artırıyor. Ben de bunun dışında haftada bir balık yemeye bir de süt içmeye çalışmıştım. Aslında bebiş anneyi resmen emiyor,biraz kendimiz için beslenmemiz gerekiyor, ben de demirimi ve kalsiyumumu desteklemeye çalışıyorum.

Bunun dışında asıl isteğim her şeyi yiyebilmek, geçirdiğim 3 ay kuru ıvır zıvır ve meyve yiyebildim. Benim için bu dönem özgürce her istediğimi hatta hayal ettiğimi sınırını miktarını çok da düşünmeden yiyebilme dönemi. Bu bile  beni gayet mutlu ediyor şu an.

Bir diğer beklentim gerginliğimin, sinirliliğimin azalması yönünde. Tahammül sınırım çok düştü, Nazlıyla zorlanıyoruz bu konuda biraz. Ben gerildikçe o da inatlaşıyor benimle. Pek alışkın değil tabi bağıran çağıran bir anneye. Ama maalesef  biraz bu durumdayız,zaten çok inatçı bir çocuk (artık inatçı demiyor uzmanlar, çok güçlü bir karakter diyorlar), ben sakinliğimi koruyamadıkça, o da dediğim dedikliği konusunda ısrarcı oluyor.. Bu ayrı bir post konusu, böyle yuvarlanıp gidiyoruz diyelim, konuyu kapatalım..

Bir de kan hacmindeki artıştan dolayı burun tıkanıklığım ve de baş ağrım oluyor ki şimdilik üzerinde durmuyorum, ama 4 adet Parol ile geçirdiğim günlerim ve de  3-4 kez uyanıp burnumu temizlemeye çalıştığım gecelerim olmuyor değil. Olsun. Dert etmiyorum. İyiceee büyüyene kadar iyiyim, rahatım.

Bunlar benim ruh ve beden hallerim, bebiş ise geçen hafta 7cm di. Kendini gösterebildiği kadarıyla doktorumuza ' Bir kızdan daha iyisi nedir, iki kız.' dedirtti, bakalım bir daha ki ay daha netleşecek. Tabi ki sağlıklı olsun fark etmez cinsiyeti, ama ben iki kızım olsa gayeeeet mutlu olurum, iki kız kardeş de çok iyi arkadaş olur bence ilerde. Yani bence uygun:) Hayırlısı neyse o olsun diyorum bu konuda. Şimdi ellerini kollarını oynatmaya da başladı kendisi, bize de kollarını çapraz yapıp yüzünü kapatarak poz bile verdi, tat alma duyusu gelişti,tatlı şeylerle karşılaştığında nımnımnım yutkunmaya başladı, bize de hissedebileceğimiz hareketlerini beklemek kaldı.
Bekliyoruz bakalım...


29 Nisan 2012 Pazar

Zonguldak Gezisi

Önceki haftasonu gezimizdi aslında..
Hava açıktı,gökyüzü parlak,güneş tepede bir deniz şehrinde soluğu almamız lazımdı, ben de yavaştan kendimi iyi hissetmeye başlamıştım, içim çok istedi yani. Biz de bir güzellik yaptık, hem akraba ziyareti,gönül yapma,hem kendi gönlümüzü yapma olayına girdik,3.5 saatte kendimizi Zonguldak'ın şirin! beldesi Kozlu'ya attık.


Fotoğraflar dedemin bahçesinden. Nazlı bayılıyor toprak,su ve havayla muhabbete..  Çok mutlu oldu iki gün.  Bu bahçe bizim de çocukluğumuzun bahçesi, eskiden daha dolu bir bahçeydi, bol meyveli, çok güzel vakit geçirirdik biz de, şimdi sıra kızımda.



 Burada yapay bir havuz var, el yapımı, amcam tarafından tasarlanmış,maalesef ki karşıdan bir fotosunu çekmemişim, Nazlı bayıldı buraya..








Oyun arkadaşımız kuzenimin yavrusu, ilk defa doya doya oynama fırsatları oldu, ama yine de doyamadılar birbirlerine..







Artık iyiyim ya, evden çıkabiliyorum,düzgün nefes alabiliyorum ya, midem mide gibi ya artık, şiiiş, gaz dolu, içinde fırtınalar kopan bir yer değil ya, geziyorum,baharla mutlu oluyorum ve bir sonraki yazımızda size İstanbul notları iletmek isteyerek hoşçakalın diyorum....

22 Nisan 2012 Pazar

İlk Bayram

Cuma günü okulumzda kostümlü 23 Nisan yürüyüşü vardı. Benim yavruya değişik bir şey giydirmek imkansıza yakın bir şey olduğu için şahsen ben çok heveslenmek istemedim kostüm konusunda. Zira şu sıra sadece külotlu çorap,tayt ve de eşofman üstüne çok da uzun olamayan, mümkünse düğmesiz ve de kolları kolay sıyrılabilen şeyler giyebiliyoruz. Ama hepsinin bir sebebi var, yavru okulda her işini kendisi halletmeli, düğmeler,fermuarlar iş yavaşlatıyor,etek ve elbiseyi sanıyorum tuvalette yukarı çekmek zor geliyor, gömlek kolları el yıkarken kolay sıyrılamıyor tarzında uzayan bir listemiz var, biz de sabahları ona uyuyoruz,çok arıza çıkartmıyoruz. Velhasıl perşembeden  ben kostüm giymek istemiyorum,ben yürüyüşe katılmak da istemiyorum diye söylenen yavruyu cuma sabah  bunlar kostüm değil tatlım,bir etek bir de bluz giyiyorsun işte tarzında gayeet umursamaz bir tavırla giydirip okula yolladım.

Çok bulunmak istediğim halde beni görünce huzursuzlanır gibi şu an gayet yanlış bulduğum bir düşünceye kapılıp gitmediğim yürüyüşten ve de bizim yavrudan kareler burada.



Nazlı'nın tütüsünü ben yaptım, taa bir ara Deli Anne'nin şu yazısından esinlenerek ,kuzenimizin doğum gününe hazırlanmıştık,aslında uğur böceği oluyorduk ama bu sefer üstündekini de bazı eklerle alta uydurdum,biraz acemi işi oldu tabi ki ama kostüm giymemiş olduk

Bu ağlamaya 5 kala pozlarından sonra  seneye daha coşkulu bir Nazlı görmek ümidiyle herkesin,bütün çocukların bayramını kutluyorum.